AB’nin, kendi kural ve değerlerini paspas ederek, Kıbrıs Rum Yönetimi’ni Kıbrıs Cumhuriyeti olarak AB üyeliğine almasının yarattığı garabetlerden biri, Türk Bayrağı ile Türk bayramlarının halen de -kâğıt üstünde bile olsa- onlara göre “Kıbrıs Cumhuriyeti” olan Kıbrıs Rum Yönetimi’nin de (dolayısıyla AB’nin de) resmî bayramı olmasıdır.
Bu gerçeklik, hem 1960 ortak Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluş anlaşmalarında (yani uluslararası hukuk belgelerinde), hem ortak cumhuriyetin Anayasası ile resmî bayramlarını düzenleyen mevzuatta vardır.
Türk ulusal bayramlarının, ortak Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bir gerçekliği olarak kayıt alınması, damdan düşer gibi olmadı. Bu gerçeklik çok daha önceden Kıbrıs Türk Halkı’nın ruhuna işlemişti ve sömürge döneminde de coşku ile kutlanıyordu.

***

Kıbrıs Türkleri, Osmanlı’dan koparıldıktan sonra da kendilerini Osmanlı ve Osmanlı ülkesinin bir parçası olarak gördüler ve oradaki gelişmeleri; bu arada Jöntürk, İttihat Terakki, İslâmcılık, Osmanlıcılık, Türkçülük, Turancılık akımlarını yakından izlediler; Türk Kurtuluş Savaşı ile özdeşleştiler. Mustafa Kemal onlar için de umut oldu. Buna karşın Lozan Antlaşması imzalanınca, yeniden Türkiye’ye bağlanma umudunu yitirerek yeni bir travma yaşadılar. Anadolu’ya göçler yaşandı. Kıbrıs’ta kalanlar ise Mustafa Kemal’i ve Cumhuriyet’i adım adım izlediler ve devrimleri benimseyerek ve içselleştirerek uyguladılar. “Osmanlı” ve “İslâm” kimliği yerine, Türk kimliğini ön plana çıkardılar. İngiliz Sömürge Yönetimi, Atatürk devrimlerinin uygulanmasını önlemeye çalıştı, Türk kimliği yerine Müslüman kimliğini dayattı. 1948 yılına kadar da resmi olarak Türk kimliğini reddetti. Türkiye Cumhuriyeti bayramlarında Türk okullarında Mustafa Kemal’in resimlerinin ve Türk bayrağının asılmasını engellemeye çalıştı. Kemalist öğretmenleri sürgüne yolladı. Fesi çıkarıp şapka giymeye başlayan devlet memurları cezalandırıldı. Şeriat yasaları ısrarla korundu.
Bu süreçte, İngiliz sömürge yönetiminin uygulama ve yasaklarına karşın, Kıbrıs Türkleri Türk ulusal bayramlarını kendi bayramları olarak bildi. Köyümde de öyle idi. Çocukluk yıllarımda, ulusal bayramlarda, önde Türk bayrağı, boru trampet eşliğinde yürünerek futbol sahasına gidildiğini; konuşmalar yapıldığını, çeşitli oyunlar oynandığını, şiirler okunduğunu çok iyi anımsıyorum. O törenlerde çekilmiş bayraklı resimler de var. Ayrıca babamın efe kıyafetleri içinde zeybek oynadığını ve Güney’deki evimizde onun efe giysili bir resmini de hatırlıyorum.
Larnaka Türk Ortaokulu yıllarındaki 19 Mayıs törenlerinden, içinde benim de yer aldığım resimler var elimde. Namık Kemal Lisesi’nin 19 Mayıs 1958’deki töreninde, gençlik adına konuşma yaparken çekilmiş resmim var. Ortaklık cumhuriyetinde zaten resmî bayram olmuştu 19 Mayıs, coşkulu törenlerden bol tarafından görsel malzeme var.
Var Olma Savaşımının sürdüğü sıcak yılları bayramlar daha bir anlam kazanmış, başka bir coşku ile kutlanıyordu. En “sıcak” Türk bölgelerinden biri olan Geçitkale/Köfünye’de de, bölgenin “sıcaklığına bakılmadan” Türk ulusal bayramları kutlanıyordu. Bu gerçeğe ve tüm gerçekliklerine karşın, Türk ulusal bayramlarının, 1974’ten sonra Türkiye tarafından bize empoze edildiğini söyleyenler olması nasıl bir mantık, nasıl bir saçmalık, nasıl bir ideolojik saplantıdır?
Türk ulusal bayramlarının, sömürge yönetimi döneminde de kutlandığı, hatta içselleştirilerek kutlandığı gerçeğini bir yana bırakın, 1960 ortak Kıbrıs Cumhuriyeti’nin hayat bulmasıyla birlikte bu bayramların resmiyet kazanmasına ve girişte değindiğim gibi hukuken AB’nin de bayramı olmalarına karşın böylesi inciler döktürmenin anlamını varın siz söyleyin!

***
“Atatürk” ve O’nunla ilgili tüm kavramlar, Kıbrıs Türkleri için onur ve saygı duyulan, Kıbrıs Türk kimliğinin mayası ile sosyo-politik yapısında belirleyici yeri olan “değerler”dir. Bu değerler, Kıbrıs Türk kimliğini oluşturan etkenlerin başında gelir. İngiliz Sömürge Yönetimi’nin tüm engellemelerine karşın, kimliğini “Müslüman cemaat” olmanın ötesine taşıyan, günümüze kadar yok olmamak için varını yoğunu ortaya koyarak silahlı direniş dahil her türlü direnişi besleyen ruhu, inancı, azmi, özveriyi, gönüllülüğü, gücü, kişiliği ve kimliği Kıbrıs Türk Halkı’na kazandıran bu etkenlerdir. Atatürk’e inanmışlık, onun düşünceleri ile özdeşleşmektir. O dünya görüşünü içselleştirmektir. Bu, sosyolojik bir olay olup hamasetle de şöven ya da ırkçı milliyetçilikle de, ideolojik saplantılarla da ilgisi yoktur.
Sözün özü ve kısası, “konu Atatürk’se ise gerisi teferruattır.”
19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı, Kıbrıs Türkleri’nin özdeşleyip içselleştirdiği Atatürkçülüğün bir yansıması olarak yürekten kutluyorum.