Dün, 20 Temmuz 2026 günü, Kıbrıs Türk Tarih Kurumu Yönetim Kurulu adına, Kurum’un başkanı olarak kamuoyu ile paylaştığım bir değerlendirme vardır. “8 Temmuz 2026 Tarihli Avrupa Parlamentosu Kararı”na ilişkin değerlendirmeyi paylaşmak istiyorum:
Avrupa Parlamentosu (AP), Rum-Yunan ikilisinin iddiadan öteye geçmeyen “nefrete dayalı çarpıtılmış tarih” söylemlerini, 8 Temmuz 2026'da, 575 kabul, 33 ret ve 43 çekimser oyla kabul etti. Yunan milletvekili Eleonora Meleti’nin, “1974 Türk işgalinin Kıbrıslı kadınlar ve kız çocukları üzerindeki etkisine, Türk kuvvetlerinin işlediği suçlara ve bunların cinsiyet eşitliği üzerindeki sonuçlarına ilişkin sunduğu karar önergesine (Motion for a resolution on the impact of the 1974 Turkish invasion on Cypriot women and girls, and theergesine crimes committed by Turkish forces and consequences on gender equality)” dayanarak AP’nin aldığı karar, Avrupa Birliği’nin tarih öğretimi ölçütlerine ters, siyasetin tarih adına karar üretme hadsizliğinin ve ikiyüzlülüğünün yeni bir örneği olmuştur. AP, aldığı bu kararla, Rum ve Yunan ikilisinin tarihi gerçekliği bulunmayan “nefrete dayalı çarpıtılmış” iddialarına meşruiyet kazandırmaya çalışırken, Yunan milliyetçiliğinin “öç alma ve intikam” kavramlarıyla iç içe geçmiş yüzyıllık nefreti ile ırkçılığını ödüllendirmiş ama aslında bir kez daha deşifre etmiştir.
Oysaki aynı AB, yakın geçmişte Kıbrıs sorununun iki tarafından, tarih öğrenimini AB kriterlerine göre değiştirmelerini istemiş; Türk tarafı buna uyup (Kıbrıs Türkleri’nin toplumsal hafızasının bulanıklaşmasına karşın) 2004’ten itibaren, tarih öğretimini AB’leştirirken Rum tarafı geleneksel nefret söylemini devam ettirmiştir.
T.C.’nin uluslararası hukuktan kaynaklanan 1974 Barış Harekâtı’nı hedef alan ve AP, ilgili kararına konu olan saldırılar iddiadan öteye geçmezken, aynı zaman diliminde, doğrudan Kıbrıs Türk kadınları, çocukları ve sivillerine yönelik (Kumsal, Muratağa, Sandallar, Atlılar ve Taşkent katliamları gibi), dünya basınında yer almış, BM raporlarınca belgelenmiş sistematik şiddetle yerinden edilme gerçeklerini yok sayarak, insan hakları ihlallerini yalnızca tek bir tarafın mağduriyet iddiası üzerinden ele almıştır. Ne kadar ilginçtir ki Rum ve Yunan askerlerinin 1964 yılında yakıp yıktığı köyler ile Türkler’e yönelik kitlesel katliamlar da BM tarafından görevlendirilen Ortega tarafından raporlandırılmış tarihi gerçekler olduğu halde, görmezden gelinmekte, buna karşın AP, iddiadan öteye geçmeyen olayları gerçek gibi kabul edip karar üretebilmektedir.
Rum ve Yunan ikilisinin Enosis amacı doğrultusunda Batılı muhataplarını manipüle etmesi sadece bugünün değil dünün de sorunudur. Bu sorun aydınlanmanın, insan hakları, temel hak ve özgürlükler gibi kavramların hamisi olduğunu iddia eden AB’nin de sorunudur ama Batı’nın gözü önünde 1963 yılından itibaren Kıbrıs Türkleri’ne yönelik insan hakları ihlalleri yaşanmış olmasına karşın, AP kararında olduğu gibi bir hassasiyet gösterilmemiştir. Tıpkı Gazze’de yaşananlarda olduğu gibi!
Tarihi olaylar her dönem siyasetçiler tarafından manipüle edilmiş ve gerçek kurgusundan saptırılmış, bu vb. sorunlar tarihçilerin uzlaşısından uzak tutulmuştur. Yıllarca dünya kamuoyunu uğraştıran sözde 1915 Ermeni Soykırımı savının gerçek olmadığı bir asır sonra bizzat Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan tarafından dile getirilmiştir. Oysa T.C. makamları ve Türk Tarih Kurumu birçok kez bunun gerçek olmadığını ve arşivlerin incelenebileceğini duyurmuş ve ortak komisyonlarda bu iddianın tartışılmasını, karşılıklı arşivlerin açılmasını sürekli gündeme getirmiştir.
Kıbrıs Türk Tarih Kurumu olarak, AB’ye, AP milletvekillerine/AB’li siyasetçilere, kendi siyasal ya da ideolojik saplantıları/çıkarları doğrultusunda uyduruk ya da çarpıtılmış tarih mühendisliği nitelikli kararlar üreterek (8 Temmuz 2026 kararı özelinde olduğu gibi) nefret söylemlerine taşeronluk yapacaklarına, Atatürk’ün 1931 yılında ifade ettiği “Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtacak bir hal alır.” biçimindeki tarih anlayışının yerleşmesine ve tarihin, bilim insanı tarihçiler tarafından, akademik ve bilim etiği ile kurallarına göre yazılmasına destek olmalarını tavsiye ediyoruz.
Kıbrıs Türk Tarih Kurumu olarak, tarihsel gerçeklikler adına, akademik ve etik kurallara göre tüm ilgililer ve ilgili oluşumlarla işbirliği yapmaya, birlikte çalışmaya ve çalışmaları koordine etmeye hazır ve açık olduğumuzu bu vesileyle ilan ediyoruz.
Gündem
3.Sayfa
Güney
Spor
Avrupa Parlamentosu’nun “Tarih Mühendisliği” Ya Da Rum-Yunan “Taşeronluğu”
İsmail BOZKURT
Yorumlar