Hangisi doğru ki eğrisine nişan alayım.
CTP dışındaki bütün partiler ve meclisin kendisi haliyle devlet de, bizim ardıcıl sebatlı mücadelelerimizin sonucu değildi. ( hatırlayan mutlaka vardır Denktaş ve UBP, Orhan Aldıkaçtı ile anayasa yaptı ve bizimkiler de beğenmedikleri anayasa için ‘‘ İKİ Türkiye var, bizim Türkiye’mize atlar uçağa gideriz Ecevit’imizle,
Baykal’ımız ile Mümtaz Soysal’ımızla görüşür, itirazımızı onlara duyurur ve bu taslağın değişmesi için mücadele ederiz diyerek, Uçağa atlayıp gitmişlerdi CTP, TKP ortak heyeti olarak. Bkz Özker Özgür yazıları kitabı )
Mücadele sonucu elde edilmeyen her bir şey karşısında bireyin hali ve tavrı ya iç güveyisinden daha aşağıdadır ya da miras yedi hovardalığının üst katlarındadır.
Fuat Veziroğlu ‘‘ Çukur Yanaklım ’’ şiirinde sonra en çok da YELLOW SUBMARİNE ile tanındı kitlelere mal oldu.
Yellow submarine ( sarı denizaltı ) Dünyada Beatles şarkısı olarak biliniyorsa da şimdiki KKTC önceki KTFD ( Kıbrıs Türk Federe Devleti yeri gelmişken de sayın ve büyük yalancı AKEL e bir kere daha hatırlatırım. Biz Türkler taa 1950 li yıllardan başlayarak federasyon dedik ama siz örgütlü Elenler enigseri Kibriyagi çünkü mayanız Türk düşmanlığı ve Ortodoks bağnazlığı ile yoğrulmuştur. Ayrıca ve defalarca yazacam AKEL i )
YELLOW SUBMARİNE muhabbetini Fuat Veziroğlu yazıları ve konuşmaları ile Denktaş’ın / Denktaşların sarı Mercedes arabasını Maraş’taki mersedes garajından ya beleş Başbakan / lider sıfatı ile alındığını anlatmaya çalışırken ve oldukça da tutmuşken bu Yellow Submarine muhalifliği ve muhabbeti ; kaçın kurrası olan rahmetli Denktaş bütün meclis üyelerine Maraş’tan istedikleri marka araba alma imkanı tanıyınca ( ah o gün ahh ) Rahmetli Naci kaplumbağa wolkswagen ile yetinmiş ve Özker Hoca’mız ise Audi demişti.
Sistem muhalifliğinin dingili işte böyle kırılmış ve zembereğimiz böyle boşalmıştı ( diğer muhalif vekillerin markalarını kendileri açıklasın, ben CTP li olduğum için bizimkileri biliyorum ve galiba yanlış hatırlamıyorsam Fuat Veziroğlu bu furyadan uzak durmuştu.
Daha önceleri Geçici Türk Yönetimi ki bu dönem 1963 – 1967 arasındaki nisbi komün hayatımızın sonunu getirmiş ve yozlaşmayı başlatmıştı.
Geçici Türk Yönetimi kuruluncaya kadar bir bütün olarak kendi yağı ile ciğerini kavurup kendine katık eden bu halk, 6 ayda bir ya da Makarios Nazi’sinin izin verdiği zamanlarda Türkiye Kızıl Ayının gemi dolusu gönderdiği raşın adı altında dağıtılan evdeki fert sayısına göre adaletli bir şekilde dağıtılan kokmuş, yok hayır kokmuş değil kokan kutu balığı, kurtlu un, son kullanım tarihi belki de dolmuş kereviz makarna 1962 de masamızda asla yeri olmayacak kalitesiz kuru nohut pişmek bilmeyen kuru fasulye gibi çeşitli besinler ile yaşıyorduk.
Haksızlık etmeyeyim 55 Bölüğün aslan Mücahitleri arada bir kendi sorumluluk bölgesinde bulunan ve BM UNfıcyp’a bağlı FİN ( Finlandiya ) askerlerinin Kıbrıs adasında olup bitenlerden Türklerin sorumlu olamayacağı öngörüsü ve ona bağlı hoşgörüsü ile buzhaneyi ( buz fabrikasını – şimdiki maliye bakanlığı ) içinde yığınla assortik ve sosyetik kaliteli besinler barındıran soğuk hava besin deposunu Fin askerlerinin bile isteye nöbette çok derin uykulara dalmak suretiyle gösterdiği engin ve derin hoş görüleri sonucunda soyup land roverler ile Lefkoşa sokaklarında turlayıp adilane bir dağıtım yapıyorlardı. Robin Hood gibi.
Ben ömrü hayatımda tek bir kere geyik eti yedim Mücahitler dağıtmıştı ve kaymaklı ballı, üzerine çilek kondurulmuş keki de ilk defa bu sayede yemiştim yaşım 13. O güne kadar kek nedir ne bilsin ‘‘Lefkoşa Türk halkı !’’ biz hep keyik tenceresinde çifte şilinli keyik ile geldik lise sona.
( devam edecek )