Bu yazımda 30 Ağustos’u yazarım diye düşünmüştüm ama kaza mı, ihmal mi, cinayet mi olduğu henüz belli olmayan, “gemiyi önce kaptanın terk ettiği,” cehennemî bir can pazarının yaşandığı, Akdeniz’in birçok insanımızı yuttuğu Girne açıklarındaki “gemi batma” olayı varken nasıl yazarım?
Siz yarın bu yazıyı okurken, büyük olasılıkla ölen, daha doğrusu kurban olan insan sayısı kesinleşmiş olabilir ama ben bu yazıyı yazarken çelişkili sayılar var. Ölen/kurban sayısı elbette ki önemli ama sonuçta ölülerin/kurbanların, -ne yazık ki- yalnızca bir “sayı” olacağı günlerin de gelmesi, bu ortam içinde çok çok büyük olasılık!
Yazımın başlığını “kahredici kuşkular” olarak koydum. Gerçekten de yığınla kahredici soru yok mu herkesin, en azından duyarlı insanların kafasında ve bu sorular kahredici kuşkular yaratmadı mı çoğumuzda? Nitekim, sosyal medya ile medyaya da yansıyan sorular ve kuşkular o kadar çok ki! Saysam, eksik kalabilir. Bu bakımdan öylece “genelleme” yapmakla yetiniyorum.
***
Ne yazık ki devletleşme sürecinde el yordamıyla hareket edildi ve -yine ne yazık ki- Devleti “el yordamıyla” yönetme yöntemi sistemleştirilerek “yapanın yanında kalır” izlenimi/inanışı/algısı/gerçeği” atasözüne dönüştü.
Çok merak ediyorum bir anket yapılsa ve “ülkemizde yapanın yanına mı kalır” sorusu sorulsa nasıl bir sonuç çıkar? Ben kendi hesabına çok yüksek oranda “evet” çıkar diye düşünüyorum. Nitekim medyada, sosyal medyada ve sohbetlerde konumuz olan olay için dile getirilen görüşler çok büyük oranda bu doğrultudadır.
Dünyada bu tip kazalar artık pek görülmüyor. Görülenler de daha çok üçüncü ülkelerde. Kişi olarak ben, en azından 1940’lardan bu yana Ada’da öyle bir kaza anımsamıyorum. Bu husus da düşündürücü ve yapılması gereken tek şey olayın üstüne üstüne gitmek ve -eğer varsa ki ben olduğuna inananlardanım-sorumluları hızla adalete teslim etmektir.
Öyle bir şey, KKTC için “devrim” olur.
NOT: “Kurbanlara” rahmetler dilerim. Başta, onların yakınları, hepimizin başı sağ olsun.
Gündem
Kahredici Kuşkular
İsmail BOZKURT
Yorumlar