Benim kuşağım, gençlik ve olgunlaşma dönemlerini iki kutuplu Dünya’nın Soğuk Savaşı içinde geçirdi. Hiç unutmam, SSCB'nin dağılması dünyadaki iki kutupluluğun ortadan kalktığı ve umut dolu yeni bir dünya düzeninin habercisi olarak değerlendirilmiş, hemen sonra gelen Körfez Bunalımı, yeni düzenin nasıl biçimleneceği konusunda düşünceler, savlar ortaya atılmasına neden olmuştu. Güya artık BM Güvenlik Konseyi bir dünya hükümeti gibi hareket etme yetenek ve yetkilerine sahip olacak, Dünya Barışı’na karşı girişimde bulunanların yaptıkları yanlarında kalmayarak yaptırıma uğrayacaklardı.
Ne yazık ki kısa sürede, bu “cek”li “cak”lı düşünce ve tezlerin uygulamaya geçmesi için zamanın henüz gelmediği belli oldu. Uluslararası bunalımlarda, devletler kendi küçük çıkarlarını ön planda tutmayı sürdürürken tüm Dünya bir büyük tek süper güç olan ABD ile birkaç daha küçük süper gücün etki alanına girdi.
Örneğin Karabağ sorunu ile Körfez sorunu arasında ilkesel bağlamda fark yoktu. Birinde Irak, BM üyesi bağımsız bir devlet olan Kuveyt’i, diğerinde Ermenistan, BM üyesi Azerbaycan’ın bir kısım topraklarını işgal edivermişti.
Pompalanan yeni dünya düzenine göre, Ermenistan’ın saldırganlığı karşısında dünya devletleri ayağa kalkmalı, “dünya hükümeti” olarak BM Güvenlik Konseyi anında harekete geçmeliydi ama ne biri ne diğeri oldu ama devran öyle bir döndü ki Azerbaycan kendi gücü ile topraklarına yeniden sahip oldu.
Kuveyt’i ise ABD ve bağlaşıkları “kurtardı” ama bu arada yalan dolan gerekçelerle Irak’ı da işgal ediverdiler. Bu arada milyonlarca Iraklı katledildi ve Irak aradan geçen onca yıla karşın hala da toparlanamadı.
Bosna, Libya, Suriye, Gazze, Kırım, Ukrayna ve benzeri olaylarda da sonuç fecaat oldu.
Biz yani Kıbrıs, başka alanlarda olduğu gibi “kendine özgü/sui generis” bir süreç yaşadı ve yaşıyor. Bu özgünlük (sui generis) halinde, olan bize, Kıbrıs Türkleri’ne oldu. Kabak hep bizim başımızda patladı. Türkiye, uluslararası anlaşmaların kendisine açıkça verdiği yetkiyi kullanarak Ada’ya müdahale etti, biz Kıbrıs Türkleri kendimizi korumaya çalıştık ama saldırgan olan Rum tarafı taltif edildikçe edildi. Ne BM, ne artık buharlaşmış gibi olan AGİK, ne NATO, ne AB, ne de başka bir ulusal ya da uluslararası güç mazlumu/mahduru korumadı.
Günümüzde durum daha da rezalet! Trump fırtınası Dünya’yı sarsıyor. Bu sarsıntıdan hep ABD’nin yanında olanlar da nasibini aldı. ABD kendisine müttefik olanları gün ola hep “sattı.” Bunu en son Suriye’de gördük.
ABD’li sosyalist gazeteci John Reed, tanık olduğu 1917 Bolşevik İhtilali’ni, “Dünyayı Sarsan 10 Gün” olarak değerlendirmiş ve bu adla kitaplaştırmıştı. Gelecekte Trump’un Dünyayı sarsma olayı nasıl yazılır bilemem ama sarsıntıyı gereği gibi anlatabilmek için tek değil, çok çok kitap yazmak gerekecek!
Geçmişte yok edilmekten kıl payı kurtulan Kıbrıs Türk Halkı, geleceğine güvenle bakabilmek için, yeni dünya düzeninde kendisine biçilecek gömleği iyi değerlendirmek durumundadır. Boş lafa karnımız tok olmalıdır.
Benim bir kaygım var: Hani, olmayan uluslararası hukuku çok önemseyenler ve onun içine girmeye çok istekli olanlar var ya! Aman dikkat! Kolumuzu kaptırmayalım, yoğurdu üfleyerek yiyelim.
Gözümüzü dört açmazsak tümden yutar bizi bu Dünya düzeni!
KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Tufan Erhürman’ın işi çok, hem de çok çok zor vesselam!
Yeni Dünya/ Trump Düzeni Ve Biz
İsmail BOZKURT
Yorumlar