PİŞMAN OLMAMAK, YAŞAMDAN DERS ALMAMAK, YANİ BOŞUNA YAŞAMAK DEMEKTİR.
Ders almayacaksam, yanlışımı anlamayacaksam, daha güzelini yapmak ve yaşamak istemeyeceksem ben o geçmişi niçin yaşadım?
Şimdi yetmiş yaşımda, yaşadıklarımdan pek çok pişmanlık duyuyorum. Öyle çok, öyle çok yanlışlar yaptım ki… Her şeyden önce, en değerli varlığım ve her şeyim olan zamanımı iyi kullanabilseydim, bugün yetmiş değil, bu yetmiş yılda yüz kırk yaşımda, yani en az iki kat verimli olurdum. Yarı yarıya zamanımı, yani kendimi ziyan etmişim demek.
Bu yetmiş yılda ne yaptım? Yetmiş sekiz kitap yazdım. Şimdi size bir itirafta bulunuyorum: Her biri beş on basım yapmış olan bunca kitap bana, sanki yazacağım kitabın müsveddesi gibi gelmiştir. Yetmiş şekiz kitapta, hep ilerde – ne zaman olduğunu bilemediğim zamanda – yazacağım o kitabın müsveddesini yaptım. Kim bilir, belki de hep müsvedde yapıyorum, yaşamım belki de bu müsveddeler içinde geçip gidecek, o kitabı – hangi kitapsa – hiçbir zaman yazamadan…
Gençlikle yaşlılığın en büyük ayrımı, yüreklilik ve korkaklıkta görülür. Çoğunlukla gençler yürekli ve çoğunlukla yaşlılar korkak olur. Ne var ki gencin yürekliliği, bir kör yürekliliktir. Bu yüzden, daha yaşam güzelliklerinin tadına bile varamamış körpecik gençleri savaşlarda kolaylıkla ölüme sürerler.
Buna karşılık, seyrek de olsa, bilinçten kaynaklanan yaşlılığın yürekliliği karşısında durulmaz. Bence güzel bir yaşlılık, korku duvarını aşmak demektir. Ölümün eşiğindeki akıllı bir yaşlı artık neden korksun ki… Böyle bir yaşlı, korkan değil, korkulan insandır.
ÖLÜM, İNSANIN ULAŞABİLECEĞİ EN ÜST DÜZEY, EN YÜCE EN ULU YER
Peki, bu yetmiş yaşımda ben ne istiyorum? İstediğim tek şey var: Ölümü hakketmek… Ölen insanların pek çoğunun ölümü hakkederek ölmüş olduklarına inanmıyorum. Ölüm, insanın ulaşabileceği en üst düzey, en yüce en ulu yer bence… Çünkü yaşamın en olgunluğunda ölüyoruz. Bu yüce, bu ulu, bu en en zor şey ölümdür. Ben ölünce, ölümü hakketmiş olmayı isterim. Kaç ölü, ölümü hakketmiştir? Ölümü hakketmemiş olanlar, yaşamışlardır ama, yaşadıkları yaşamı da hakketmemişlerdir. Ölümlerini hakketmiş olanlar ancak yaşamlarını o hakketmiş, hatta yaşamdan alacaklı kalmış olurlar.
Yetmiş yaşımdayım ve dolu dolu seviyorum ve yetmiş yaşımı seviyorum. Ey benim güzel yetmiş yaşım, sana merhaba demek ne güzel! Elbet bundan daha güzeli de var. Kim bilir, belki de o güzeli de yaşarım. Umut işte…
Ey benim güzel yetmiş yaşım, merhaba! Ey benim bunca yıllık pişmanlıklarım merhaba!