Şu anda meydana gelen hükümet krizi yine bana Türkiye Cumhuriyeti eski Cumhurbaşkanı merhum Süleyman Demirel’in o ünlü sözünü hatırlattı.
“Demokrasilerde çareler tükenmez.”
Genel anlamda siyasetin gelmişine geçmişine baktığımızda, hiçbir şeyin dört dörtlük olmadığını görür ve anlarız.
Her patinin içinde mutlaka zıtlıklar ve görüş ayrılıkları vardır. Bütün dünya ülkelerindeki siyasetlerde de zıtlıklar oluşunca, başbakanlar ve bakanlar istifa eder, sırası geldiğinde mecliste eleştiriler yapılır ve içine düşünülen kaostan nasıl kurtulunur onun yolunu bulurlar.
Mesela yılların politikacı rahmetlik Özker Özgür’le Mehmet Ali Talat’ın siyaset zıtlıkları, soldaki değişiklikleri de beraberinde getirdi.
Yani demokrasilerdeki tükenmişliğe bulunan çare gibi. Özker hoca gitti de demokrasiler tükendi mi? Hayır. Yeni gelenler o çarkı kendi anlayışlarına göre döndürdüler.
Maalesef UBP içindeki görüş ayrılıkları, sokağa taştı. Sokağa taşınca da muhalefete hayli malzeme çıktı. Şu anda özellikle muhalif kanallarda yapılan zehir zemberek yorumlar, olagelen durumu şöyle telleyip pullayıp halkın önüne koyuyorlar. Yani iktidar-muhalefet zıtlığı...
Koalisyon oluşumu veya koalisyon ortaklarının sorunu değildir şu anda yaşanan. Bu resmen, başbakan Faiz Sucuoğlu ile Sunat Atun arasında meydana gelen bir çatışma ve prestij, hatta itibar çatışmasıdır.
Bu sorun tatlı tatlı görüşmelerle çözümlenemez miydi? Çözülürdü diye düşünüyorum. Bu tezatlarda, bir yerde restleşmenin görüntüsüdür verilen.
Sucuoğlu’nun duruşu, “Ya ben, ya da Sunat Atun” dercesine bir duruştur.
Kabul etmek lazım... UBP’nin kral olduğu dönemlerde parti başkanı Dr. Derviş Eroğlu, bu gibi krizleri soğukkanlılıkla atlatırdı. Kendisini pek sevmesem de bu yönünü beğenirdim doğrusu.
Geçmişte UBP’de yaşanan en büyük kriz, Denktaş’la Eroğlu arasında yaşanmıştı. Neydi o kriz?
O kriz, DOKUZLAR HAREKETİ’ydi. Yani parti içinde dokuz milletvekilinin kabul edemedikleri olumsuzluklar için parti genel başkanı ve dönemin başbakanına verdikleri muhtıradan kaynaklanıyordu. Nitekim Eroğlu Parti disiplin kuruluna konuyu aktarıp, “Bu efendileri partiden atınız” demişti.
Cumhurbaşkanı Denktaş’sa uyarmıştı.
“Sakın bu milletvekillerini partiden atma, aksi takdirde sağ kanat pasta gibi bölünür.”
İş bu noktaya gelince, dokuz tane milletvekili partiden ihtaç edilmiş ve onlar da “DEMOKRAT PARTİ”yi kurarak sağ kanadı pasta gibi bölmüşlerdi. Şayet bir milletvekili kendi partisinde cesurca ve dürüstçe eleştiri yapamazsa, onun milletvekilliğinin de bir anlamı kalmaz.
O olayda kim kimi yargılayacaktı?
Eroğlu mu, yoksa dokuz milletvekili mi?
Elbette ki dokuz milletvekilinin tavırları “kemiğe dayanan bıçak” gibi bir tavırdı. Hani “İstenmeyen yerde bizim işimiz yok” dercesine...
Bunlar bir yana...
Parti içinde olagelen bazı olumsuzlukların altından Gülsen İçöz ismi çıkmış ve bu konu günlerce dalgalanmıştı. Gülsen İçöz, bir suçtan zan altına girince bir otel odasına hapsedilmiş ve kapısına da bir polis dikilmişti. Lakin bu bayan, bir gecede buharlaşarak kendini Londra’da bulmuştu.
Bütün bunlar yaşandı da memlekette siyaset bitti mi? Demokrasiler çaresiz mi kaldı? Ne siyaset bitti, ne de demokrasiler tükendi.
Geçmişi düşünerek gerek Cumhurbaşkanının, gerekse Başbakanın içine düştüğü kaos da elbet geçecek ve demokrasinin çarkı dönmeye başlayacak.
Tabii ki önemli olan kaybolan zamanı kazanmak ve ekonomiyi düzeltmektir. Bilemiyorum... Yeni kurulacak olan hükümet ekonominin çarkını döndürebilecek mi? Lakin Sucuoğlu’nun umut grafiği yüksek olduğuna göre, mutlaka bu gemi yüzdürülecektir, diye düşünüyorum.
Elbette ki bu hükümetin ta başından bir kriz yaşanmış ve ortaya “Ankara faktörü” çıkmıştı.
Kim ne derse desin, kim nasıl kabul ederese etsin, ülkenin yönetilmesinde ve siyasetin oluşumunda Ankara’nın etkin rolü vardır. Dıştan Dışişleri Bakanlığına atana Tahsin Ertuğruloğlu olayı hala konuşuluyor.
Tabii ki insanlar bir de şunu soruyor kendilerine.
“Ne yani, maazallah Tahsin Ertuğruloğlu ölse ülkedeki siyaset bitecek mi? Yoksa mezarından çıkartılıp bakanlık koltuğuna mı oturtulacak?”
Yani diyeceğim şudur:
“Hiçbir makam, hiçbir kişi alternatifsiz değildir. Ne de değişmezdir.”
Nemelazım Sunat Atun’un da başarılı bir bakanlık geçmişi vardır. Ve Sunat Atun açıklıyor.
“O imzayı neden atmadığımı halk zaman içinde beni haklı çıkaracak.”
UBP’nin siyaset yapısı tıpkı bir piramit gibi aşağıdan yukarıya ve yukarıdan aşağıya işleyen bir ilkeler manzumesinde mekik gibi gelir gider. Faiz Sucuoğlu da kendine göre haklı. O bağlamda kimin haklı veya kimin haksız olduğu konusunu ne kadar tartışırsak tartışalım, bu çark dönecek. O yeni çarkın dişleri arasında Sunat Atun olacak mı? Veya Tahsin Ertuğruloğlu?
Bütün bunları öğrenmek de nerdeyse eli kulağında. Ak koyun veya kara koyun, yeni hükümeti kurma görevini alacak kişinin (ki mesaj bu görevin yeniden Sucuoğlu’na verileceği mealinde) ortaya koyacağı tablo ile belli olacak.
Yani demokrasinin çarkı, şöyle veya böyle dönmeye devam edecek.