Bir gün bir adam bir tırtıl kozasına rastlar ve onu merak içinde gözlemlemeye başlar. İlgisini çeken bu doğa olayını sakince izlemek ister: Koza içinde gelişmekte olan kelebek, kozanın küçücük deliğinden çıkacaktır OKUDUKÇA : ORKUN AVCI

Bir gün bir adam bir tırtıl kozasına rastlar ve onu merak içinde gözlemlemeye başlar. İlgisini çeken bu doğa olayını sakince izlemek ister: Koza içinde gelişmekte olan kelebek, kozanın küçücük deliğinden çıkacaktır. Kelebeğin kozadan çıkma çabası o kadar uzun sürer ki, adam sabırsızlanır ve bir şeyler yapması gerektiğini düşünür. Kelebeğin yoğun uğraşı yavaşlamış gibi gelmektedir. Sanki elinden geleni yapmış ve artık gücü tükenmiştir. Adam dayanamayarak eline bir makas alır ve kelebeğin çıkacağı deliği büyütmeye başlar. Bunun üzerine kelebek, büyüyen delikten kolayca kozanın dışına çıkar. Koza dışına çıkmayı nihayet başarmış olan kelebeğin kanatları güçsüz ve buruşuk, bedeni de kupkurudur. Adam, kelebeğin kanatlarının açılıp özgürce uçmasını hevesle ve dikkatle bekler, fakat bu bir türlü gerçekleşmez. Kelebek kendi bedenini bile taşımaktan acizdir. Kelebek hayatının geri kalanını güçsüzlükten titreyen bir bedenle, uçamadan yerde sürünerek geçirir. Ne kadar denese de asla uçmayı başaramaz.                                                                                                               Adamın iyi niyet ve yardımseverlik adı altındaki sabırsızlığı ve bencil merakı, kelebeğin kozadan erken çıkmasına, kanatlarını ve bedenini güçlendirecek çaba aşamalarını atlamasına neden olmuştu. Adamın kişisel başarı arayışı ve sonuca bir an önce ulaşma hevesi kelebeğin doğal başarısını engellemişti. Gösterilmeyen çabanın getirisi, kelebeğin kendi kısa yaşamında geri döndürülemez kötü bir duruma dönüşmüştü.

 Çaba, -her ne kadar günümüzde ondan kaçsak da- hayatımızda bazen başarı ve başarısızlığın ötesinde, varlığı ileriye taşıyan tek adımdır. Herkesin peşinden koştuğu ‘konfor’ ve aşamaları atlayarak ‘şeyleri’ kolay elde etme yolu ise insanı getirisiz fakat adı olan sonuçlar sahibi yapmaktadır: İçi boş diplomalar, altı doldurulmamış unvanlar, hakkı verilmemiş işler, sahte ilişkiler, oyuncak arkadaşlıklar, temelsiz olarak verilmiş ve yerine getirilmeyen sözler… Yaşanmamış bir hayat… İçi boş, kof, anlamsız… Çabadan yoksun; iradi tavırdan, sevgi dolu bir lütufkârlıktan ve zekice organize edilmiş olmaktan uzak…

 Felsefe çalışanlar olarak; çabalamayı bir kenara bırakıp konfora doğru gitmenin moda olduğu günümüz dünyasında, “başarı” adı altında sürekli maddi olanı sayıca arttırma uğraşı yerine, bireyin ‘kendini’ arttırmasını önerebiliriz.

 Platon, zaferlerin en büyüğünün, kişinin kendini fethetmesi olduğunu söylemişti.

 Bugünün dünyasında ‘başarı’ kavramı bir takıntı, rahatsız edici bir travmaya dönüşmüştür. Çünkü bencilce ve tutarsızdır. Aşırı ve takıntılı uğraş, insanı, kendine zarar vermeye yönelten psikolojik ve zihinsel durumlara düşüren garip bir uğraşa dönüşmüştür. Mükemmeliyetçilik ise kötü anlamda bir tür karadelik gibi iyiyi ve doğruyu yapmaya da engel olan bir eylem yutucu haline gelmiştir.

 Başarısız olma korkusu insanı bu bataklığa çeker.

 Kadim Hint bilgeliğini günümüze taşıyan Mahabharata destanında bilge Krişna, öğrencisi Arjuna’ya her ne olursa olsun eylemde bulunmasını öğütlüyordu. Başarı ve başarısızlık fikrinin ötesinde harekete geçmesini… Ne getireceğini ya da ne götüreceğini düşünmeden ‘doğru’ eylemini gerçekleştirmesini… Çünkü sonucunu hesap ederek eylem yapanlar dilencilerdir, her şeyi başkasının ona vermesini beklerler ve bilgelik sahnesinde dilencilere yer yoktur. Bilge kişi elde edeceği sonuca göre değil, evrenin temel ilkelerine ve doğaya uygun bir şekilde hareket eder.            Bilgeliğin peşinde olan insanlar olarak (philosophia) kendi doğamıza uygun ve denge içinde yaşadığımızda, içsel yasalarımız ile sabır ve çabayı birleştirdiğimizde, belki de o gün sağlıklı bir kelebek gibi özgürce uçacağız.

 Koza dışına çıkmayı nihayet başarmış olan kelebeğin kanatları güçsüz ve buruşuk, bedeni de kupkurudur. Adam, kelebeğin kanatlarının açılıp özgürce uçmasını hevesle ve dikkatle bekler, fakat bu bir türlü gerçekleşmez. Kelebek kendi bedenini bile taşımaktan acizdir. Kelebek hayatının geri kalanını güçsüzlükten titreyen bir bedenle, uçamadan yerde sürünerek geçirir. Ne kadar denese de asla uçmayı başaramaz.                                                                                                                  

Adamın iyi niyet ve yardımseverlik adı altındaki sabırsızlığı ve bencil merakı, kelebeğin kozadan erken çıkmasına, kanatlarını ve bedenini güçlendirecek çaba aşamalarını atlamasına neden olmuştu. Adamın kişisel başarı arayışı ve sonuca bir an önce ulaşma hevesi kelebeğin doğal başarısını engellemişti. Gösterilmeyen çabanın getirisi, kelebeğin kendi kısa yaşamında geri döndürülemez kötü bir duruma dönüşmüştü.

 Çaba, -her ne kadar günümüzde ondan kaçsak da- hayatımızda bazen başarı ve başarısızlığın ötesinde, varlığı ileriye taşıyan tek adımdır. Herkesin peşinden koştuğu ‘konfor’ ve aşamaları atlayarak ‘şeyleri’ kolay elde etme yolu ise insanı getirisiz fakat adı olan sonuçlar sahibi yapmaktadır: İçi boş diplomalar, altı doldurulmamış unvanlar, hakkı verilmemiş işler, sahte ilişkiler, oyuncak arkadaşlıklar, temelsiz olarak verilmiş ve yerine getirilmeyen sözler… Yaşanmamış bir hayat… İçi boş, kof, anlamsız… Çabadan yoksun; iradi tavırdan, sevgi dolu bir lütufkârlıktan ve zekice organize edilmiş olmaktan uzak…

 Felsefe çalışanlar olarak; çabalamayı bir kenara bırakıp konfora doğru gitmenin moda olduğu günümüz dünyasında, “başarı” adı altında sürekli maddi olanı sayıca arttırma uğraşı yerine, bireyin ‘kendini’ arttırmasını önerebiliriz.

 Platon, zaferlerin en büyüğünün, kişinin kendini fethetmesi olduğunu söylemişti.

 Bugünün dünyasında ‘başarı’ kavramı bir takıntı, rahatsız edici bir travmaya dönüşmüştür. Çünkü bencilce ve tutarsızdır. Aşırı ve takıntılı uğraş, insanı, kendine zarar vermeye yönelten psikolojik ve zihinsel durumlara düşüren garip bir uğraşa dönüşmüştür. Mükemmeliyetçilik ise kötü anlamda bir tür karadelik gibi iyiyi ve doğruyu yapmaya da engel olan bir eylem yutucu haline gelmiştir.

 Başarısız olma korkusu insanı bu bataklığa çeker.

 Kadim Hint bilgeliğini günümüze taşıyan Mahabharata destanında bilge Krişna, öğrencisi Arjuna’ya her ne olursa olsun eylemde bulunmasını öğütlüyordu. Başarı ve başarısızlık fikrinin ötesinde harekete geçmesini… Ne getireceğini ya da ne götüreceğini düşünmeden ‘doğru’ eylemini gerçekleştirmesini… Çünkü sonucunu hesap ederek eylem yapanlar dilencilerdir, her şeyi başkasının ona vermesini beklerler ve bilgelik sahnesinde dilencilere yer yoktur. Bilge kişi elde edeceği sonuca göre değil, evrenin temel ilkelerine ve doğaya uygun bir şekilde hareket eder.            Bilgeliğin peşinde olan insanlar olarak (philosophia) kendi doğamıza uygun ve denge içinde yaşadığımızda, içsel yasalarımız ile sabır ve çabayı birleştirdiğimizde, belki de o gün sağlıklı bir kelebek gibi özgürce uçacağız.