Modern anlamı ile devlet, ümmiden  milliye geçişin bir kurumudur.
İnsanların,  kalabalıklar halinde yaşamaları ile birlikte, onların bir arada yaşamalarını kolaylaştıracak, işlerini organize edecek örgütlenmeler hep olmuştur.
Sparta, Atina devletleri,  okullarımızda da okutulan şehir devletlerinin ilk örnekleri arasındadır, Roma devleti de iyi örnektir.
Kabile reislerinin kabile devletleri kralı gibi olduğunu da, aşiret ve aşiret reisliğinin de ilkel devlet örgütlenmeleri arasında olduğunu söylemek olası.
Derebeylikler, imparatorluklar da diğer devlet biçemleri arasında sayılabilir.
Daha da geliştikçe insanların bir arada yaşama ihtiyaç ve şekilleri, şehir devletlerde durulmadı, ihtiyaçlar yeni biçemleri ortaya çıkardı.
Modern devlet kabile ve ümmet işi değildir.
Kabile halinde kalmaya boyun eğmiş ya da ümmet olmakla yetinmiş halkların günümüz dünyasında esameleri okunmaz, okunamaz çünkü esame listesine yazılmazlar, yazılamazlar.

Rönesans  ve reformlar dönemi ile birlikte kendini revize eden, yinelemeyen ama mutlaka yenileyen Hristiyan dini, çağdaş kapitalist devletlerde, kendini milliyetin arkasına yerleştirerek, o çağlara kadar halkların üst örgütlenmelerinde birincil olan ümmet fonksiyonunu uzun mücadelelerle millete terk etmeye razı olmuş ve böylece modern devlet örgütlenmesinin de yolu açılmıştır.
Ortadoğu coğrafyasında, kadim bir devlet geleneğinden gelen İran ve modern devlet kategorisinde olan Türkiye dışında istikrarlı bir devlet yapısının olmamasının temel sebepleri arasında bu bölgede yaşayan halkların kabile, aşiret bağları ile idare edilebileceğine dair salakça tututculukları ve en az onun kadar İslam dininin, kendini revize etmekteki isteksizliği, ve bir o kadar da ümmi toplum kalmanın, ümmet reisleri şeyhler ve şıhlar tarafından yeterli görmeleri yanında baskı aracı olarak görülmesi vardır.
Bölge nüfusunun ezici çoğunluğun Müslüman olmasına karşın, bölgedeki Müslüman çoğunluğun kendilerini devlet olarak isimlendirseler de, modern anlamda milliyete değil de ümmete yaslanmaktaki ısrarlarıdır.
Bu tam anlamıyla bir gönüllü geri kalmışlıktır.
Siz Irak, Suriye, Lübnan, Mısır, Yemen, Tunus, Libya, hatta Cezayir olarak kendinize devlet adını takmış olsanız da, damarlarınızda dolaşan ümmi genetik. Ve kabile, aşiret bağımlılığı sizi işte böyle madara eder kendi yurdunuzda.
Nerdeyse tüm dünyanın tanıdığı Filistin devletinin, içeriksiz ve zavallı kalmasının ve bölge ülkelerinde her an kargaşa yaratılabilmesinin altında yatan en temel sebep, ümmet kalmaktaki salakça ısrarlarıdır. Ümmet kaldıkça devlet değil kabile kalırsınız.
Sonuç mu.
Bir başka devletteki futbol takımları sahaya ‘ Kudüs kırmızı çizgimizdir’ pankartı ile çıkar.
Ve hakem düdüğü çaldığında pankart saha kenarına atılır ha bire gol yersiniz