5 Nisan önemli bir tarih.
KKTC Cumhurbaşkanı Tatar BM Genel Sekreteri ile görüşecek.
Bu davetin yapılmış olması KKTC’nin değilse bile Kıbrıs Türk halkının Kıbrıs sorununda taraflardan biri olarak kabul edildiğinin / tanındığının yeni bir göstergesidir.
Kıbrıs sorununda  beş taraf vardır. Kıbrıs Rum halkı, Kıbrıs Türk halkı, İngiltere, Türkiye ve Yunanistan.
Hangi açıdan bakarsak bakalım 4 Mart 1964 tarihli BM kararı Kıbrıs Cumhuriyeti payesinin devamı aktörlüğünü Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetine ( ki o günlerdeki fiili durum Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetinin Rumlar tarafından yürütülüyor olması de facto durumuna bağlıydı ) beri yandan da Kıbrıs adasına BM askerlerinin ARAYA GİRMESİ, tarafları / Rumları ve Türkleri oldukları konumda sabitlemesi – hukuken ve fiilen sabitlemesi açısından çok çok önemlidir.
1967 yılında başlayan görüşmeler bir türlü sonlanmadı sonlandırılamadı.
Bu süreç içinde çeşitli ara kararlar alındı ki bunların en önemlileri 1977 ve 79 DORUK ANLAŞMALARDIR.
Bu doruk anlaşmaları sonrasında masada hep iki bölgeli iki toplumlu federasyon vardır.
Kıbrıs Türkleri ile Kıbrıs Rumları federasyonun ne olduğu ya da ne olmadığı konusunda mutabık kalmasalar da federasyon çerçevesinde görüşerek yıllar geçti.
Kıbrıs Türk tarafının asla vaz geçmeyeceği geçemeyeceği şey SİYASAL EŞİTLİKTİR ki bu 1960 kurucu anayasasında da vardır.
1960 kurucu anayasasında sadece siyasi eşitlik değil, uluslararası anlamda statü eşitliği ve Kıbrıs Cumhuriyeti devletinin egemenliğindeki eşit hak sahipliliği de vardır ( Lütfen 1960 anayasını okuyunuz )
Hal böyleyken Tatar ve koalisyon hükümeti ile Türkiye’nin müzakere masasına iki devletliliği koymuş olması hem anlaşılabilir ve hem de Kıbrıs Türk halkının Kıbrıs Rum halkı ile bütün içerikleri ile SİYASİ EŞİT olduğunu bir türlü teyit etmeyen / edemeyen Kıbrıs Rum halkına ve onun siyasi temsilcilerine karşı bir el yükseltmek olduğu konusunda hak verilebilinir (nitekim de verdik / verdim ) Ancak bir yandan Tatar ve koalisyon hükümetinin iki devletlilik olasılığında Türklerin devleti olan KKTC’yi ayakları üstünde duran bir devlet olarak benimsemedikleri, tam tersine KKTC devletini zayıflatacak, bağımsız devlet olduğunu tartıştıracak bir iç siyaset izledikleri ve bunun da KKTC’yi Kıbrıs Türk halkı bağlamında da zayıf düşürdüğü halkımız indinde inanç ve güven erozyonuna yol açtığı yadsınamaz bir gerçekliktir.
Öte yandan da Türkiye Dış politikasının ‘‘ uluslararası eşit statünün ve egemen eşitliğin TEYİDİ ’’ konusunda ardıcıl ısrarlı demeçleri de Türkiye’nin siyasal eşitliğin kabulü / teyidi halinde federasyonu müzakere etmeye hazır olduğunu sezdirmektedir.
Cumhurbaşkanı Tatar ne yazık ki iki devletliliğin altını dolduramamıştır. Hal böyleyken 5 Nisanda Guteres’i nasıl ikna edecektir.