Doğrusu yanlışı var.
Tabii, hesabın iyisi, kötüsü de yok. Kime göre iyi, kimine göre kötü bir hesap olabilir.
İşte o nedenle “tarih tekerrürden ibarettir” deriz.
Bazı olayları tekrar tekrar yaşarız.
Kendini tekrar eden olaylarda biri de Lefkoşa Türk Belediyesi (LTB) üzerinden ülkemizin geleceğine ilişkin hesaplar.
İnsanların olayları “tek” başına değerlendirme alışkanlığı olduğundan, resmin geneline bakmakta zorlanıyoruz. O nedenle tepkilerimiz ya sert oluyor; ya da olaylara sanki ilk kez tanık oluyormuşcasına, hayretle izliyoruz.
Efendim, LTB’de yapılmak istenen ne?
a. Çöp dağları oluşacakb. Halk artan grevler ve çeşitli protesto gösterileriyle hayatından bezecek
c. Kıbrıs Sorunu ile ilgili beklenen referanduma giderken, halk çoktan devletinden vazgeçmiş olacak
Ne dersiniz; bizim Baf-Lembalı Fellahoğlu ile gene Lembalı olan Özkan Yorgancıoğlu ikilisinin bildik eski sol düzeneği bu kez işe yarayacak mı?
İlk bakışta insanın kendi köylüsü ve üstelik CTP’li olan yoldaşına yardım elini uzatıp grevlere gerek kalmaksızın LTB’nin sorununa çözüm bulmaz mıydı?
Sokaktaki insan, 10 ayı aşkın bir süredir grevlerin yaşanmadığı Lefkoşa’da birden çöp dağlarının oluşmasının nedenini merak ediyor!..
***
Kadri Başkan, en azından UBP-DP yandaşı olan BES sendikası üyelerinin bir kısmını işten çıkartarak, çalışanların Belediye’ye verdiği yükü azaltabilirdi. Ama, onları bir çeşit yedek ordu gibi kullanıp, zamanı gelince cepheye sürülmesi hiç de şık olmadı.
Eğer LTB’nin şişkin kadrolarına neşter vurulacaksa, bu içinde bulunduğumuz siyasi yapıya bağlı olmamalı. Lefkoşa halkısırtındaki fazla yüktenbiran evvel kurtulmalıydı.
Biliyorum; bazıları buna kızacak. Bazıları,bir kısım LTB çalışanının ekmek kazanma hakkının ellerinden alınmasına destek veriyorum, diye bana gönül koyacak. Ancak, 600 kişilik şişkin LTB kadrosundan kurtulmadıkça her seçim arifesi, her referandum öncesi ve her yıl, en az bir-iki kez, çöp dağlarıyla boğuşmak zorunda kalacağız.
Gırtlağımıza dayatılmış bir ok gibi algılanan bu grevlerle daha kaç yıl başedebiliriz?
Halkın indinde grevlerin haklılığı, meşruluğu destek bulamazsa, bu durum insanları faşizme iter. Grev kırıcılığı, grevlerin yasaklanması gibi faşizan önlemler halktan destek görür. O nedenle grevleri, siyasi hedefler uğruna, bir mücadele yöntemi olarak görmenin son derece tehlikeli olduğunu savunuyorum.
Lefkoşa ve KKTC yeni bir referandum eşiğine grevlerle giremez.
Bu durum halkı değerlendirme yeteneğinden yoksun bir güruh olarak algılanmasına yol açabilir ki, biz bunu hiç hak etmedik.
***
Eğer içinde bulunulan ortam grev yapmayı gerektiriyorsa, neden Kıbrıs’ın Rum kesiminde grevler yapılmıyor da, onlara göre durumu kıyaslanmayacak kadar iyi olan ülkemizde grevler yapılıyor veya planlanıyor?
AB ülkeleri yıllardır yeni Annan Planı için gizliden gizliye hazırlanıyordu.
Medyadan birçok kalemşör, bu propaganda savaşına katılabilmek için özel eğitimlerden geçirildi. Şimdi soruyorum:
Sonunda yapabildiğiniz bu mu?
Halkı canından bezdirip sözde barışa “Evet” dedirtmek için, grevlerden başka, elle tutulur, daha inandırıcı argümanınız yok mu?
Hiçkimse şu gerçeği unutmamalı ki, referandum sonrasında da, biz bu topraklarda yaşamaya devam edeceğiz.
Onun için, ne kırıcı olalım ne de başkalarının uşağı olarak çevremizi kırıp, dökelim.
Efendim, saygılarımla!..
Rahmetli Denktaş’ın aramızdan ayrılmasından sonra kendimizi daha büyük bir boşlukta hissettiğimiz ortada.
Çünkü “Görüşmecilerimiz” yani Talat ve Eroğlu halkın nabzını yeterince tutamadı.