İsmail BOZKURT

            Birkaç gün önce bir tv kanalında konuşan kişinin, -sanırım sendikacı idi- Lanka gibi olabiliriz anlamında bir şeyler söylemesi dikkkatimi çekmişti. Benzer sözleri değişik ortamlarda değişik insanlardan da duydum. O dedikleri “birşeyler” olur mu bilmem ama ülkenin fokur fokur kaynadığı açık! Ayrıca geçmişte bizde de Meclis “basılmıştı” ve şimdiki ortam o günlerinkindeki kadar hatta belki de daha kötüdür.  

            İşin doğrusu, bellleğimde “Seylan” olarak yer eden Sri Lanka olaylarına hiç kafa yormamıştım. Yormaya da niyetim yoktu ama değerli dostum Kenan Mortan, son yazısında bu konuyu ele alınca, ne olup bittiği kafamda iyice belirginleşti. Sayın Mortan, her zaman yaptığı gibi, Sri Lanka’yı da birkaç sayfalık bir yazıyla açık ve anlaşılır biçimde özetledi. Toplum içinde “biz de Sri Lanka gibi olabiliriz” gibi bir söylem geliştiğine gore, Kenan Mortan dostumun yazısını paylaşmak bir görev oldu. İşte o yazı:

“BİR HANEDANLIĞIN BİTİŞİ…

            “Güney Asya’nın 22.2 milyonlu Sri  Lanka adlı ada ülkesinde 15 Nisan’da  ödenemeyen dış borçlar, eriyen dövizler, elektriklerin sürekli kesilmesiyle başlayan tekil olaylar, bir hanedanlığın sorgulanmasına dönüştü.

Sular durulmadı, iş Goya Hanedanlığı’nın sonunu getirdi.

13 Temmuz gecesi  bir askeri uçakla Maldivler’e  sığınan oradan da Singapur’a geçen Devlet Başkanı  Gotabaya Rajapaksa’nın bu firarıyla ülkedeki otokrat  hanedanlık  fiilen bitti.

BBC’nin yorumuyla  bu olaylar silsilesi “protestocuların  kayda değer başarısı”ydı.

Ancak yeni dönemin ne dekoru, ne de oyuncuları belli…

Olaylara döneyim:

Kısa  adı “Gota” olan diktatörün Saray’ı, 9 Temmuz’da binlerce -bu sayıyı kestirmek hiç bir zaman mümkün olmaz- gösterici tarafından  basıldı. Sarayın dekoru sokağa döküldü, önemli olan da buydu, artık sırmalar sökülmüştü. Bu eylem onun için “bitiş” düdüğü oldu. Gota bu olaydan sonra  bir kez  havadan bir kez  denizden, 2 kez ülkesinden kaçmaya yeltendi, ama beceremedi. Daha doğrusu halk onu gördü, köşeye kıstırdı, “Önce yargılanacaksın!” dedi.

Sonuncu ve üçüncü hamlede -bütün bunlar 3 güne sığıyor- askeri havaalanı kullanması  ve bu  firarı gece  03:00’de yapması, ona yaramış olmalı ki, ülkesinden kaçabildi. Bir vekil  atadı. Ancak istifa mektubu yanındaydı, çünkü  1948 tarihli Sri Lanka Anayasası  cumhurbaşkanı görevden alınamıyor, istifa etmediği sürece “sınırsız sorumsuz” ve yargılanamıyor. Bu yüzden önce firarını gerçekleştirdi.

Vekilat bıraktığı Başbakan onun yetkilerini üstlendi. İzleyen gün, devlet radyosuna çıktı. Vekil  “OHAL” ilan edecekti. Ama göstericiler bu kez  radyoyu basıp yayını kesince, OHAL da ilan edilemedi.    

Başbakan’ın resmi konutu ayın 12’sinde ateşe verildi, onun nerede yatıp kalktığı da belli değil zaten. Maliye eski Bakanı ve Gota’nın kardeşi ABD’ye sığınmış durumda. Merkez Bankasına son 6 ayda atanan 3 Başkan’ın  hepsi  bu görevden ayrıldı.

Ülkede hanelerin üçte biri çocuğunu doyuramıyor ve her gün 13 saat elektrikler kesik. Döviz yokluğundan gübre ithal edilemedi, ülkenin ana tarım ürünü çay ve pirinç rekoltesi düşük, üreticilerin büyük kısmı yaşam asgarilerini bile karşılayamıyor.

Sri Lanka’daki kalkışmayı salt ekonomik açmazlara indirgemek ucuzluğuna düşmek  istemiyorum. Kanımca yaşananlar, buzulun sadece görünen kısmı….

Sri Lanka, %75‘i Sinhalese’lerden ve % 21’i Tamil halkından oluşuyor. Tamil’ler “hak” isteyecek oldu. İşte bu Gota ve ailesi, ülkenin beşte birini oluşturan Tamil Kaplanları’nın isyanını  kan ile bastıran bir “ailenin başı”ydı. Bu isyanda BM kayıtlarıyla 40.000-75.000 insan öldürüldü. BM soykırım suçunun işlendiğini belgeledi.

Gota, Tamil Kaplanları’nın isyanını bastırdıktan sonra “popular” oldu, Cumhurbaşkanı seçildi. Seçimde, Sinhalese’lere sonsuz “refah” vaat etti. Ancak aradan geçen süre vaat edilen refahın sadece Gota Ailesi’ne dağıtıldığını gösteriyor.

Bununla kalmadı, 2019’da ne olduğu hala tam olarak anlaşılmayan eş-anlı gerçekleşen 2 kilise ve 2 otel baskınında 270 insan öldü.         

Siyaset teorisinde  “Schmitt Momenti” bir ülke için  barıştan sürekli  kargaşaya  geçişi anlatmak için kullanılır.

İlginçtir, bu momentin isim babası Carl Schmitt (1888-1985) bir ırkçı ve antisemitdir. Ama  “Politik Olanın Tanımlanması” (1927) adlı  eseri, “yaratılan kargaşa” anını çok iyi anlatır, rehber bir sözcüktür.  

İşte bir ülke bu “moment”in kapısını aralamışsa, o ülke artık iflah etmiyor.

Tüm diktacı hanedanlar için bu “Schmitt  Momenti”nin yaşanması er ya da geç kaçınılmaz oluyor, Sri Lanka’da iyi bir örnek.

Sofokles, Kral Oidipus’da “Thebai Laneti”nden söz eder. Evet, 2500 yıl önce  Sofokles bu deyişinde haklıydı… Kimileri, hele hele hanedanlıklar “lanetli” oluyor. 

Şimdi, geçmiş hafta hicabını başından çıkarıp atıp sokağa dökülen İran’lı kadınlar, zaten her gün sokaklarda olan Arjantin’liler, görünüşte çok sakin gözüküp “yetti artık” diyen Laos halkı, bu ülkelerin hepsi  Schmitt Momenti’nin zemberiğini kuruyorlar.

Tarihin bize verdiği  bir ders var: Değişimler /  dönüşümler  örgütlenmiş insanların eseridir.  Değilse, sonuçları ne olursa olsun işin adı “kalkışma” olur.

Bakalım Sri Lanka’da işin yönü nereye evrilecek? (KM / İletim: 16.07.2022)

 

SON OLARAK KISACA

               Kenan Mortan dostumun yazısı bu kadar! Bu arada yazıya eklediği bir cümle de var: “Ustamız Yaşar Kemal taşı gediğine koyuyor: ‘Zulmün artsın ki çabuk zeval bulasın.Anadolu da zalimler için  böyle derler….’”

            Elbette ki bazı insanlar, Sri Lanka - KKTC bağlantısı için “ne alâka” diye tepki verebilirler. Saygı duyarım ama Sri Lanka’daki kalkışma nedenleri olarak gösterilen,  “ödenemeyen dış borçlar, eriyen dövizler, elektriklerin sürekli kesilmesi” üçlemesi ne kadar da “bize” benziyor.  Ayrıca bizde daha fazlası da var.