Kabul etmek gerekir...  En güzel politika muhalefette iken yapılmaz mı?

            Yapılır elbette.   Hem de bal gibi yapılır.

            Her zaman halkın ve seçmenin gözü, iktidarın üzerinde olur.  Bu bağlamda muhalefet edenler, konumları ve iktidara oynama amacına yönelik çok rahat politika yapabiliyorlar.

            Bütün dünya siyasetinde bu böyledir.  İktidarın görevde olduğu dönem zarfında bazı kararlar alır, muhalefet de o kararları eleştirir.

            Lakin şunu da ifade etmem gerekiyor.

            Zaman zaman iktidar da hata yapar.  Dolayısı ile muhalefete verdikleri kozlarla, eleştiri yağmuruna tutulur.   Kimse dört dörtlük değildir.  Yani gerçekçilik anlamında ifade ediyorum.

            Mesela dünkü eylem, sanırım muhalefetin dozu artırılarak yapmış olduğu hükümet aleyhine en son hareketti.

            Evvelki gün Milli Eğitim Bakanı Nazım Çavuşoğlu’nun bir sözü vardı muhalefetin eylemlerine yönelik.  Bakınız Nazım Çavuşoğlu nasıl bir yorum yapmış...

            “Toplumsal yok oluş ve yoksulluğa hayır eylemi, devlette örgütlü sendikalar düzenlemiştir.  Bu eylemi düzenleyenler, zor durumda olanlar değildir.  Asıl zor durumda olanlar, işsizler ve asgari ücretli çalışanlardır.  Eylemi düzenleyenlerin çözüm önerisini de sunmaları gerekir.  Özel sektör çalışanlarının, devlette çalışanların haklarının %30-40’ına dahi sahip değildir.  Eylem düzenleyenler, maaşını, hayat pahalılığı ödeneğini alabilen, 42 gün izne çıkabilen, mazeret ve hastalık izni kullanabilenlerdir.  Esasında bu kesim eylem yapmalıdır.”

            Nazım Çavuşoğlu’nun yapmış olduğu bu açıklama gayet mantıklı ve gerçekçidir.

            Nazım Çavuşoğlu soruyor!

            “Madem eylem yapıyor ve hükümeti eleştiriyorsunuz, o zaman önerilerinizi de ortaya koyunuz” derken, muhalefet ve muhalefete yakın sendikaların mal bulmuş mağrubi gibi eleştirilerine formül üretmelerini de beklemektedir.

            Farkındaysanız seçim sonrasında UBP, CTP’nin de kapısını çalmış ama onlar hükümete girmekten kaçınmışlardır.  Bu resmen görevden kaçıştan başka birşey değildir.  Muhalefetin hedefi, ileride yapılacak seçimlerde hükümeti yıpratarak tek başına iktidara gelmek veya en büyük parti konumuna gelerek Başbakanlık makamını da ele geçirerek, siyasette istedikleri noktaya gelmek.

            Dün Başbakanlık önünde yapılan eylemde o kalabalıktan bir ses yükselmişti.

            “Hükümet istifa, hükümet istifa” sloganları...

            Ben şahsen Sucuoğlu’nun yerinde olsam, derhal görevi iade eder ve “Buyurun beyler, madem biz başaramıyoruz, madem ülkeyi pahalı bir ülke haline getirdik, madem benzine, mazota zam yaptık, madem pandemi almış başını gidiyor, madem belediye ilişkin reformlara karşı çıkıyorsunuz, bu görevi siz devralınız da sizi göreyim” derim.

            Yani uzaktan gazel okumak kolaydır da, bir da davulun tokmağını ele alıp, göbek üstündeki davula vurup zangır zangır etmek hiç de kolay değildir.

            UBP ve ortakları dövizden ve pandemiden kaynaklanan pahalılığın önüne geçemeyince Ankara’nın kapısını çalıyor.  Geçmişte de bu böyle oldu, şimdi de böyle olacak.  Yani zaman zaman Anavatanı ve Anavatan’ın siyasilerini yerden yere vuranlar, Ankara’nın kapısına dayanma gücüne sahip olabilecekler mi?

            Görülen odur ki, yerel seçimlerin yaklaşımı ve yerel seçim reformu ile hükümet çırpınıp dururken, muhalefet bunu da “eleştiri çengeline” takıp, hükümeti yerden yere vuruyor.

            Gerçekten ben olsam Sucuoğlu’nun yerinde, “Buyurun beyler, bu işi siz yürütün de sizi görelim” derim.

            Elektrik sorununda yaşananlar, yıllara yayılan katmerlenmiş sorunlardır.  Sucuoğlu ve ekibi bu sorunları önlerinde bulmuşlar.

            CTP’nin hükümete ortak olmama argümanları, “UBP ile Kıbrıs sorunundaki zıtlıklarımıza dayanı” diyebilmiştir.

            Yani federasyon temelinde bir çözüm.

            Diyelim ki UBP, CTP’ye geliniz beyler federasyon temelinde bir çözüm formülünü uygulayalım bakalım, siz Rumlarla kalıcı ve onurlu bir barışı gerçekleştirecek misiniz?

            CTP de biliyor Rumların federasyon martaballarını.  İş o noktaya gelince bilmelidirler ki, Rumlar bundan da çark edecekler.  Nasıl?  Kıbrıs Türklerini kendilerine yapma yapma formülü ile ve “Tek Kıbrıs” anlayışı ile.

            Esas olan nedir?  Esas olan, iktidarı ile muhalefeti ile ülkenin mutluluğunu ve refahını sağlamaktır. 

            UBP kaçamadığı gerçeklerle iktidarda olma erkini elinde tutarken, kesinlikle halkın mutluluğunu düşünmüş ve çok büyük arayışlara girmiştir.  Şu geldiğimiz uzun yolda et ve tırnak gibi olan Anavatan-Yavruvatan ilişkilerinde en büyük etken ve en büyük avantaj, Türk siyasilerinin Kıbrıs Türkü’nün mutluluğu ve saadeti için duyarlı olmalarıdır.

            Yarın Türkiye parayı keserse bizim halimiz ne olacak, bunu düşündük mü?  Düşünmedik.  Hep attık tuttuk, hep meydanları doldurduk ve kabul edilmez sloganlar attık.

            Bu kez ben davet ediyorum, muhalefetin çağrısı için Başbakan Sucuoğlu’nu görevi bırakmaya.  Haydi hodri meydan beyler.  Bakalım ne yapacaksınız ondan sonraki dönemde.

            Sucuoğlu’nun görevi bırakması onursuzluk değildir.  Sadece akan suyun sesine kulak vererek muhalefete iktidar olma şansı vermektir.

            Haydi bakalım meydan sizin beyler.

            Yani diyorum ki...

            “En güzel politika muhalette iken yapılır.”  Tıpkı şimdiki gibi...