Doğada yer alan mücadelede her zaman canlının yanındadır doğa. Yani yaşamın devamlılığını sağlamaktan sorumlu olur.

Öylesine açık, öylesine seçiktir ki bu kanuniyet; kanıtlamak neredeyse gereksizdir. Çünkü en derin anlamda tümüyle “can”dır doğa. Bu nedenle ölüm–kalım savaşında tarafsız kalmaz; ille de yaşamdan yana yer almak, doğanın tercihidir.

Düşünce tarihinde doğaya “eşyanın ruhu” da denir. Beden ve ruh bileşimi olan insan—ya da organizma—onu yok etmeye yönelik mikrobik bir saldırı karşısında tüm savunma gücünü devreye sokar. Mikrop ve virüs dediğimiz dış organizmalara karşı savaşır, zararlıları defetmeye çalışır. Kavganın amacı yalnızca yaşamın devamıdır.

Bu savaşta iki olasılık vardır: Ya organizma yaşamını sürdürür ve canlı kalır ya da yenilgi ölümle sonuçlanır.

Yaşamla ölümün duygusal hikâyeleri ayrı bir konudur. Objektif olarak bakıldığında sonuç nettir: Ya organizmaya saldıran güçler galip gelir ve organizma yenilir ya da organizmanın savunma güçleri galip gelir ve yaşam devam eder.

Yaşam ve ölümle ilgili duygular, doğa kanunlarını ilgilendirmez. Hislerle doğal gerçekler farklı alanlarda varlık bulur.

Doğa her zaman kendi kanunları çerçevesinde varlığını sürdürür. Tek amaç, canlının yaşamını devam ettirmesi ve çoğalarak neslini sürdürmesidir.