Toplumlararası görüşmelerde beşli konferansa doğru yol alırken, nedense hepimizin içinde bir ürperti ve bir korku var. Hiç beklemediğimiz bir sonuçla karşılaşır mıyız diye endişe ediyoruz, hepimiz de.
O “Beklenmedik sonuç” ne olabilir diye de düşünüyorum...
Galiba bugüne kadar hiç bu noktaya gelinmemiştir ikili görüşmelerde. Bir diğer deyişle garantörlerin de katılımcı olacağı bir görüşmenin gerçekleşmesi için yıllarca konuşuldu ama Rumlar hiçbir zaman bu görüşe sıcak bakmadı.
Hal böyle iken...
Bu davaya kan ve can vermiş insanlar kendi aralarında konuşurken, “Türkiye bir taviz verir ve bütün yaptıklarımız, bütün mücadelemiz boşa gider mi?” sorusunu sorarlar birbirlerine. O soruyu sorarken, Türkiye’ye güven duymadıklarından değil, dış politikada özellikle Türkiye çıkarlarının söz konusu olduğu ortamlarda herşeyin olabileceği gerçeği geçiyor insanların kafasından.
“Gerçekte Kıbrıs Türkü’nün en büyük güvencesi ve huzuru, Türkiye’nin etkin garantisi ve adadaki Türk askerinin varlığıdır. O bakımdan kimsenin huzursuz olmasına gerek yok. Türkiye bizi satmaz” diyenler de çok.
Bazen de şunu sorarız kendimize!
“Kuzey Kıbrıs toprakları artık bizim mi?”
O sorunun yanıtı da çoğu zaman şöyle verilir:
“Hayır! Artık KKTC toprakları bizim değil, Türkiye’nin malıdır. Yarın Kıbrıs sorunu sağlam bir kazığa bağlanmazsa, Türkiye’nin stratejik avantajları da ortadan kalmatehlikesi doğarsa? Türkiye güneyinde bir tehlike bırakır mı?”
Hep bu sorular karmaşası içinde Kıbrıs Türkleri gelip giderken, “Acaba beşli konferans bize ne getirecek, ne götürecek?” sorusu da geçiyor kafalarından.
Mesela Rumlar arasında yapılan son anketten, Türk askerinin adadan gitmesi görüşü çıktı. Kimileri de adanın tamamen askersizleştirilmesi gerektiğini de söyledi.
Bu ankete katılan Rumların huzursuzluğu güvensizlik mi?
Hele bir durun bakalım... Bir anket de biz yapalım bizim tarafta da neticeyi görelim.
Şayet Türklerin çektiği acıları ve katliamları bir soru olarak ankete koyarsak, hangi Türk “Garantiler kalkmalı, Türk askeri adadan gitmeli” diyecek Allah aşına? Tek bir Türk tahayyül edemiyorum garantilerin kalkmasına ve Türk askerinin adadan gitmesine evet diyecek.
Gidişata bakıyoruz da yine de huzursuzluğumuzu gizleyemiyoruz.
Garantörlerin ortaya koyacakları veya uzlaşma noktalarının ne olacağı belli değil. Türkiye dışındaki diğer garantörler, bizim gözümüzle ve bizim duygularımızla, hatta bizim çetkiğimiz acılarla bakmaz olaya. Onlar “Kıbrıs sorunu çözülsün de nasıl çözülürse çözülsün. Yeter ki bu çözümde garantörlükler ortadan kalksın, adadaki Türk aserki de çekip gitsin” diyecekleri aşikardır.
Yunanistan’ın garantörlüğü ne?
Adamlar önce kendi kıçlarını kurtarsınlar, sonra gelip Kıbrıs Türklerinin garantörlük haklarını ellerinden alsınlar.
Yunanistan madem garantördü, neden Türk ordusunun mecbur kaldığı savaşa katılıp, “Dur arkadaş ben de garantörüm” demedi? Dese ne yazardı veya ne yazmazdı.
Yunanistan da, Kıbrıs Rumları da zavallıdırlar birçok insanın gözünde. Geçitkale olayları öncesinde Grivas marifetiyle yığmış oldukları Yunan askerlerini de unutmadık. Ve dahaları...
O Yunanistan değil miydi 20 Temmuz, Türk çıkarmasından sonra NATO’dan istifa edip ayrılan?
Lakin bu konu masaya geldiğinde, dönemin NATO Genel Sekreteri Joseph Luns şöyle demişti, gazeteciler kendisine bu konuda ne düşündüğünü sorduklarında.
“Yunanistan’ın NATO’dan çıkması önemli değil. Önemli olan Türkiye’nin NATO’dan çıkmamasıdır.”
Bunun nedenini sorduklarında şu kıyaslamayı yapmıştı NATO Genel Sekreteri:
“Bu niçin söylüyorum? Çünkü Yunan askeri bir savaş esnasında silahını bırakıp arkasına bakmadan savaş meydanından kaçar. Ama Türk askeri öyle değildir. Ölümüne düşmanla savaşır. Mermisi biterse, süngüsüne sarılır. Süngüsü de kırılırsa, bu kez yumruklarını kullanır. O nedenle Türkiye’nin NATO üyeliği ile Yunanistan’nın durumu kesinlikle kıyaslanamaz.”
İşte öylesine bir görüntü var ortada. O dönemdeki görüntü ne ise, şimdiki görüntü de odur. Yunanistan AB üyesi oldu ne ne oldu? Veya güney Kıbrıs... Her ikisi de iflasın eşiğine gelmedi mi? Hatta Yunanistan krizden çıkmak için bazı adalarını satışa çıkarmadı mı?
Gerçekte Kuzey Kıbrıs toprakları artık Anavatan’ın bir toprağıdır. Her ne kadar Türkiye coğrafyasına bağlanmamışsa da, gerçekte bu topraklar Türkiye coğrafyasının bir parçası konumundadır ve stratejik açıdan da çok önemlidir.
Yani Rumların ve Yunanlıların keyfi olsun ve sırf çözüm olsun diye, Türkiye’nin güney bölgelerini stratejik açıdan tehlikeye mi sokalım?
Herşeye rağmen hala huzursuzuz bu beşli konferanstan çıkacak sonuç açısından.
Artık hakkımızda hayır demekten başka birşey gelmiyor içimizden.