Bilmem farkında mısınız...  Rumlar 1974’te Türk tokadını yeyince anlamışlardı Türkiye’nin bir daha adadan çıkmasının mümkün olmadığını.   Dolayısıyla ENOSİS de onlar için hayal oldu.  Lakin yine de Türk askerini adadan çıkarmanın türlü yollarını arar olmuşlardır. 

            Esasında onların temel stratejileri, Türkiye’yi bir olay karşısında veya Türkiye ile bir başka ülkenin çatışması noktasında köşeye sıkıştırmak ve adadaki eski duruma dönmektir.

            AB üyesi ülkelerle temas ve onların ağızlarıyla yapılan açıklamalar tümden aynı amaca yöneliktir.

            Rumların Birleşmiş Milletler-Güvenlik Konseyi’nin 4 Mart 1964 kararlarına dayanarak atıp tutmaları da aynı amacı güdüyor.

            Bakınız Anastasiadis’in Fileleftheros gazetesince yapılan açıklamalarına...

            Rum Ulusal Konseyi toplantısında yine Anastasiadis atıp tutmş Türkiye aleyhine.  Türkiye’yi zora sokmakmış temel stratejiler.

            Verilen habere göre Dışişleri eski Bakanı Nikos Hristodulis’in AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Joseph Bnorrell’e Türkiye aleyhinde yaptırım uygulanmasını önermesi hususuna değiniliyor.  O girişimlerde Maraşle ilgili kararlara, zorla girilmesi meselesi olduğuna vurgu yapılıyor.

            O habere göre Papadopulos’un o toplantıda  “Güven Yaratıcı Önlerlerin” işe yaramaması halinde, B Planlarının olup olmadığı da basına yansımış.

            Anastasiadis’in ağzından çıkan sözlerse şöyleydi:

            “Türkiye’ye yaptırımlar politikamızdan vaz geçmedik.  Bununla birlikte Türkiye’yi zora sokacak bazı inisiyatifler alınması gerekir.”

            Burada bir soluklanalım önce...

            Türkiye’nin zora sokulması yukarıda değindiğim tavırlara ve düşüncelere dayanır.

            Halbuki Rumlar Türkiye’yi zora sokarak bazı edinimler elde etmenin hayalini kurarlarken, Türkiye’nin dünyada artık büyük güçler listesinde yerini aldığının farkında değiller.

            Yok mu bir akıllı ve yürekli Rum politikacı kendi gerçekleri ile yaşanmış gerçekleri ortaya koyarak adada onurlu bir barış ve anlaşmayı sağlayacak?

            Herkes tribünlere oynuyor.  “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” dercesine hep Rum halkının yaşamış oldukları acılar üzerine bina ediyorlar siyasetlerini.

            “Türkiye’yi zora sokacağız...  Türkiye artık bu topraklardan çekip gidecek... Türk askeri de gidecek...  Bütün göçmenler eski evlerine dönecekler...  Adadaki Türkler, bizim bir yamamız olacak... Onlara göz açtırmayacağız.  Yine güç bizde olacak...”

            Bütün bu hayallerle yaşayan Rumlar hala akıllanmamışa benziyorlar.  Halbuki şu Kıbrıs’ın yarısının Türklerin, diğer yarısının da Rumların olduğunu bir türlü kabul edemiyorlar.  Bu nedenle türlü oyunlara giriyorlar.

            Hangi siyasetçi çıkıp da Nikos Anastasiadis’e sordu?

            “Sayın Anastasiadis...  Türkler zamanında federasyona onay verdikleri halde neden anlaşmaya yanaşmadınız?”

            Şimdi de Federasyon temelinde bir çözüm diyorlar da başka birşey demiyorlar.

            Ukrayna-Rusya çatışmalarında Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un “Kuzey Kıbrıs Türk Devleti” ifadesini kullanması bir yana, aklıma Rusya Devlet Başkanı Putin’in 2008 yılında Kosova’nın bağımsızlığında AB’nin çifte standart uygulamasını en açık şekilde eleştirmişti.

            Ne demişti Putin şu AB efendilerine?

            “Kosova sorunu gibi sorunlar bir ülkeyi tatmin etme şekinde çözülmemeli.  Bu tür konularda uluslararası hukukta tek uygulama olmalı.  Kırk senedir tanınmamış bir Kuzey Kıbrıs Devleti var.  Bunu neden kabul etmiyorsunuz?  Haydi kabul edin.”

            Gerek Putin’in, gerekse Lavrov’un o açıklamaları KKTC gerçeğinin artık dünyada kabul görmesi gereken bir durum olduğunu anlatır.

            Türkye-Rusya dostluğu, savaşlar ötesinde gelişen bir durumdur.  Kaldı ki Türkiye gerçek barış için büyük uğraş veriyor.  Lakin bu durumda bile bazı Rum siyasiler, Türkiye’nin Kıbrıs çıkarmasını, Rusya’nın Ukrayna çıkarmasına benzetiyorlar.  Halbuki tam on bir yıl Türkleri gettolarda yaşamaya mahkum eden, masum yüzlerce Türkü ölüm çukurlarında kurşunlayıp, üzerlerine beton döken, Türklerin mallarına ve bütün geleceklerine çöreklenen onlar değiller miydi?  15 Temmuz 1974 Makarios darbesi de Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanmasına yönelik değil miydi?

            En önemlisi, Türkiye adaya kendi soydaşlarının hayatını kurtarmak ve onlara özgür bir gelecek yaratmak için, garantörlük haklarını kullanarak adayı ikiye bölmüştür.  1974’ten bugüne kadar tek bir kişinin burnu kanamamıştır. O halde yanyana iki eşit, egemen devletin geleceği, buna dayandırılmalıdır.

            Bunca söylenenlerden sonra haydi Rumlar Türkiye’yi zora soksunlar da görelim.  Kolay mı Türkiye’yi zora sokmak veya bileğini bükmek?