Şimdi soralım.
Devletin gözleri ne renktir.Devletin gözleri olmaz diyorsanız ne kadar yanıldığınızı sonraya bırakalım.
Milletin gözleri ne renktir.
Böyle sorular olmaz deyip yazıyı okumayı burda bırakıp, aksatmadan her gün, her gün baktığınız gazetelerdeki köşe arsası sahiplerini okumaya yumulabilirsiniz. Kolay anlaşılırlardır ve yeni hiçbir şey söylemezler size, yine de kolay gelsin.
Ateşimsin
Su döktükçe alazlanan
Yakıyorsun rüzgarınla dağlarımı
Şiir olup akıyorum ağzımla
ağzına
Hayır ille de bu yazıya devam ediyorsanız.
Devletin ve milletin, örgütlerin gözleri ne renktir.
“Erkek adam renkli takım tutmaz” der Beşiktaş tribünleri ve mor beyazdır Real Madridlilerin kanı, sarı siyahtır Ocaklılarınki damarlarını kesseniz.
Futbol dünyası böyledir işte deyip, hayatlarının tek gündem maddesi olarak tuttukları takımla yatıp kalkanları küçümseyebiliriz de...
Holivut filimlerinde uşaklar, koruma görevlileri katiller niye siyahtır.
Türk filmlerindeki aşağılık tipler(bu aşağılık yazının değil TC sansür kuruluna göre yazan senaristlerin aşağılık diye tanımladıklarıdır) niye köylü ve okumamış insanlardırlar.
Ve niye beyaz tenli adamların, Amerika kıtasına ayak basmış olmaları insanlığın büyük keşfi olarak kabul görür tüm evrende.
Ay aksanıyla                                                                                                                                              
konuşursun karanlığa                                                                                                                                                        
Zifiri karanlığa                                                                                                                                                    
Yazdın yerçekimsiz kuşu                                                                                                                                        
Yazdın alnıma                                                                                                                                                          
Söze dökülür şiirim                                                                                                                                                     
sesinle
Americo Vespucci ya da Cristoph Colomb o topraklara ayak bastığında, onları olanca insaniyetlikleri ile karşılayanlar insan değil miydi ki; yaptıkları keşif olarak kabul ediliyor dünyalılar ve devletler tarafından.
Nedir, Hristiyan beyaz olmayan, bizim orta mektep düzeyinde insanlığın büyük keşifleri, atılımları diye okuduğumuz, okumaya mecbur tutulduğumuz zıplamaların martavalların esbabı mucibesi.
Okullarımızın gözü ne renktir ki, bize soyut resmin çok önemli bir sanatsal gelişim, zıplama olduğu okutuluyor da soyut resmin zirvesi sayılabilecek hat sanatının varlığına rağmen, islamiyette resim sanatının olmadığı iddia ediliyor.
Niye önemlidir Picasso’nun keçisi de ayni öneme haiz değildir, eğitim öğretim babında Afrika sanatı.
Uzak doğu nereye uzaktır ki adının uzak doğu oluşunu kabul edip içselleştirdik.
Buda ne gün doğmuştur diye sorulsa, niye dut yemiş bülbül olunur. Tamam anladık Müslümanlar Buda’nın doğum gününü bilmeyebilirler de neden mektep, medrese görmemiş Müslümanların tümü İsa’nın doğum gününü mutlaka ve mecburi olarak bilirler, bilmekle de kalmazlar mutlaka kutlarlar.
Ferhat’ın dağı delmesidir aşk