Vakıflar İdaresi’nin resmen Kıbrıs Türklerine devri, bundan tam 66 yıl önce gerçekleşmişti. İngiliz döneminin acımasızlığı bir yana, Vakıflar’ın Türklere devrine bile karşıydılar.

            Orada, Evkaf bahçesinde bir bayrak dalgalanıyor...  O bayrak oraya nasıl ve ne şekilde dikildi?  O bayrak dikilene kadar Kıbrıs Türkü ne badirelerden geçti?

            Özgürlük ve Mücadele Lideri Dr. Küçük’ün İngiliz idaresine karşı başlatmış olduğu çok yönlü mücadele, gerçekten takdirin çok fevkindedir.  Bu mücadelenin anlamını yeni nesiller pek bilmezler ve idrak etmezler.  Sadece araştırmacılar ve böyle önemli anma günlerinde bilgi edinebilirler.

            İngiliz adayı kendine koloni yaptığında, Vakıflar İdaresi’ne de el atmış ve bunun başına da resmen İngiliz kaşığı ile yemek yiyen bir İngilizci Türkü oraya getirmişti.  İngilizler her zaman kendilerine uşaklık ve yardakçılık eden kişileri kilit noktalara getirmişti.   Zamanın Evkaf Murahhası marifetiyle Türklere yapmadıkları işkence kalmamıştı.

            Lakin Dr. Küçük de her gün kendi gazetesi Halkın Sesi’nde İngilizler aleyhine zehir zemberek yazılar yazıyor ve Vakıflar’ın Türklere devredilmesine ilişkin politikalar üretiyordu.

            Vakıflar sorunu ile beraber gelen başka sorunlar da vardı.  Mesela medeni kanununun geçmesi, Türk okullarına İngiliz müdür ve öğretmen yerine, Türkiye’den müdür ve öğretmen getirilmesi, müftülük makamı gibi sorunlar vardı.  Dr. Küçük ve kendisine inanan insanlarla  yıllarca bunun için mücadele etmişlerdir.

            Elbette Dr. Küçük’ün yazıları bir diken gibi İngiliz idaresine batıyordu.  Adeta mikroskop altına aldıkları Halkın Sesi Gazetesi onları rahatsız ettiğindendi ki, gazeteye kağıt ambargosu koymuşlar ve gazetenin helvacı kağıdına basılmasına neden olmuştu.  Mücadeleden yılmayan dava adamı Dr. Küçük ve ona inanan kişilerin verdikleri kavga semeresini vermiş ve İngiliz İdaresi, Vakıflar’ın Türklere devredilmesine karar vermişti.

            Vakıfar’ın Türk İdaresi’ne devir tarihi, 15 Nisan 1956’ydı.  Bense henüz ortaokul talebesiydim ve ben de ressam ve heykeltraş ağabeyim Mehmet Erdel’le o bayrağın altındaydık.  Yıllar sonra o fotoğrafı incelediğimde hep kendimi aradım ama bulamadım maalesef o karenin içinde.  Demek o fotoğraf karesine girememişiz.

            Her ne ise...

            Vakıflar, Osmanlı’nın Kıbrıs’ı fethi ile oluşan bir hayır kurumudur.  Vakıfedilen malların organizesi, vakfedenlerin haklarının teslimi, ihtiyaçlı insanlara yardım elinin uzatılması, temel anlamda “İYİLİK” ilkesinin uygulanması hep Osmanlı’dan bize kalan bir hatıradır.

            Zaman zaman İngiliz’i eleştirdiğimizde ve tarihin geçmişini deştiğimizde İngiliz İdaresi’nin pek çok Vakıf malını kiliseye ve Rumlara verdiklerini görürüz. Mesela Maraş’ın büyük bir bölümü Vakıflar’a aittir.  Özellikle Rumlar İngiliz döneminde çok stratejili çalışmışlar ve Vakıf mallarına çöreklenmişlerdir.

            Cahil ve ilgisiz kalan bir halkın hakları yenirken, sosyal ve demografik anlamda da bazı değişikliklere uğradığını görürüz Türklerin. Hangi anlamda?

            Kilisenin ön ayak olduğu işsiz Türk gençlerini Rum gençleri ile kaynaştırması ve onları Rum kızları ile evlendirmesi ayrı bir dramatik durumdur.

            Şu anda Vakıflar İdaresi’nin vermekte olduğu mücadele ve uygulama, 451 yıllık iyilik geleneğinn devamıdır.

            Vakıflar’ın Türk İdaresi’ne devrine dair yapılan anma ve kutlama töreninde Vakıflar İdaresi’nin yapmış olduğu anlamlı  konuşma şöyleydi:

            “Halen 451 yıllık iyilik geleneğini devam ettiriyoruz.  Okullara, hastanelere, kültürel faaliyetlere, hayır işi yapan derneklere destek veriyoruz.”

            Hani insan tarihten ders alarak yola çıkar ve hak arayışlarına girer ya... İşte Vakıflar İdaresi de her türlü iyilik operasyonlarını sürdürürlerken, geçmişte İngiliz marifeti ile elden çıkmış olan ama halen tapu kütüklerinde Osmanlı malı olarak görülen Vakıf mallarına sahip çıkmanın da bir erdem ve bir görev olduğunu gösteriyor şu andaki Vakıflar İdaresi ve Genel Müdürü Prof. Dr. İbrahim Benter.

            Ben olaya bir de çağdaşlık açısından bakmak istiyorum.  Vakıflar İdaresi “İyilik operasyonları” düzenlerken, çağdaş dünyanın gereklerini de yerine getirdiklerini görebiliyorum. Köhnemiş ve geri kalmış zihniyetlerin çok çok ötelerde kaldığının idraki içinde Vakıf Mallarını idame ettirmek, bu kurumu daha bir güçlü hale getirmek, elbette ki her Kıbrıs Türkü’ne düşen çok önemli bir görevdir.

            Vakıflar İdaresi’ne nice yıllar ve nice hayır işleri dilerim...