Kıbrıs tarihinin en büyük yangını, herhalde 1995 yılındaki Beşparmak Dağları yangınıdır.  O yangını hatırlarsanız, batıdan doğuya kadar yayılan bir alevler zinciri, ta Beşparmakların doğu ucuna kadar yayıldı ve bütün ormanlar yandı.
Ondan sonraki zamanlarda değişik bölgelerde parça parça çıkan yangınlar da, ülkemizin yeşilini bitirdi.
Bugüne kadar kaç kez orman yangınları üzerine yazı yazdığımı hatırlamıyorum.  Tümünü bir araya getirsem, herhalde bir kitap olur.
Yangınla son buluşmamız, Kalkanlı bölgesindeki yangındır.  Esasında Kalkanlı’dan başlayan ve ta Tepebaşı’na kadar uzanan Güzelyurt-Girne yol güzergahı, gerçekten doğal güzellik ve yeşil bakımından müthiş bir şeydi.
Geçmiş memuriyet dönemlerimde hasbelkader beni Güzelyurt İskan Şube Müdürü yapmıştı.  Yıl 1978-81 yıllarına tekabül eder...  O bölgedeki görevlerimiz sadece iskan değil, Tarımsal Şube ile de müşterek çalışmalarımız olurdu.  O çalışma sürecinde çeşitli bölgelere kadar uzanır, bölgelerdeki sorunları çözmeye çalışırdık.
Özellikle Güzelyurt-Girne güzergahındaki çam ve servi ormanları başlı başına huzur veren şahane bir yeşil tablo gibiydi.  O bölgeden geçerken çamın ve ormanın o uhrevi kokusunu içinize çeker ve huzur bulursunuz.  Hatta zaman zaman arkadaşlarla sohbet ederken, “Bu bölgeye turizmciler neden yatırım yapmazlar” sorusunu kendimize sorardık.
Tabii ki yatırımcılar deniz olan kalkınmış ve gelişmiş bölgelere yatırım yaparlar.  Halbuki insanlar kentin stresli ortamlarından kurtulmak için, sözünü ettiğim o güzelim ormanlarına kendilerini atıp, orada piknik yaparak stres atarlardı.
Öyle anlıyorum ki, bu son yangında bütün doğa aşıklarının hayalleri ve rüyaları yıkıldı ve kayboldu.  Artık oraları çıplak bir arazi konumuna geldi.  Bu neye benzer?  Şahane uzun saçlı bir kadını sıfırla traş edip cascavlak bırakmaya benzer.
O güzelim çamları ve servi ağaçlarının yokluğunu hissederek artık o bölgeden geçmek istemiyorum.
Kalkanlı yangını nasıl çıkmış?
Yangın haberi duyulunca insanların sordukları veya söyledikleri şu olmuştur:
“Herhalde piknikçiler tedbirsiz davaranıp koca bir yangına sebebiyet vermişlerdir.”
İnsanlar böyle düşünmekte çok haklıdırlar.  Özellikle piknikçilerin bazıları içtikleri bira şişelerini sağa sola atarlar, yaktıkları ateşi söndürmezler, içtikleri sigaranın izmaritini savururlar, hatta arkalarında bir de kocaman pislik bırakırlar.  Bugüne kadar çıkan yangınlar hep bunları gösterdi ve çağrıştırdı.
Lakin yapılan son açıklamalardan öyle anlıyoruz ki, Kalkanlı ormanları üzerinden geçen yüksek gerilim hattından düşen kıvılcımlar bu büyük yangının çıkmasına neden oldu.  
Şayet Türkiye’nin çeşitli bölgelerine yapılan turlara katılmışsanız, elbette görmüşsünüzdür, pek çok yüksek gerilim hattının o devasa ve sınırsız ormanların üzerinden geçişini.  Tabii ki Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde çıkan yangınları da görmüşsünüzdür.
Bazı şeyler insanların elinde olmadan da olabiliyor demek.  Yüksek gerilim hatlarından kıvılcım atılmasını önleyecek tedbirler yok mu?  Herhalde yokmuş ki şu kıvılcımlar ülkemizin yeşilini bitiriyor.
Mesela zaman zaman terörle orman yangınları hususunda haberler alırız.  Beşparmak Dağları üzerinde çıkan o büyük yangın esnasında, üç beş farklı bölgeden de yangının başladığını anımsıyorum.  Yangın başlangıcından sonra çıkan yangınlarda sabotaj olduğu haberleri elimize ulaşmış ama hiçbir şey de elde edilememişti.
Bizim şu küçücük adamızda neden ormanlarımıza sabotaj yapılsın ki?  Sabotajlar genellikle Türkiye coğrafyasında vuku bulur.  O da teröristlerin marifetidir.  Maksat o güzel Türkiye’nin doğallığını kurutmak ve turizme ve ormanlardan elde edilen ranta darbe vurmak.  Kabul etmek gerek ki, ormanlar bir ülkenin en büyük zenginliğidir.
Tabii ki  sabotajlar, acımasızlığın en daniskasıdır.
Şayet bir çamın veya bir servinin büyüme yaşını araştırırsak, herhalde o yanıp kül olanların yaşı en az 30, en fazla de 70 yaşlara tekabül eder.  Bir ağacı yetiştirmek hem zaman alır, hem de büyük emeklere baliğ olur.  Fakat bir koca ormanı, bir kibrit çöpü ile tümden üç beş saat içinde yok etmek mümkündür.
Bu kadar söze daha fazla birşeyler eklemek gerekir mi, bilemem.  Söyleyebileceğimiz en son söz şöyle olur herhalde.
“Lütfen bütün vatandaşlar bu yaz döneminde yangınlara karşı duyarlı ve uyanık olsunlar ki, ülkemizin yeşilini koruyabilelim.”