Çok yaşlı bir ninecik vardı bir zamanlar. Hiç evlenmemişti, gariban.
Ne koca, ne çocuk, ne de torun girmemişti hayatına.
Belki de özel yaşamı ile ilgili hiç kimselerle paylaşmadığıanıları var.
Sadece komşularından gayrı.
Biri atadan kalma tek odalık bir evi, bir de kendinden bile daha çok önem verdiği, bol tüylü ve kendisi gibi yaşlı bir kedisi var.
Yaşlı nine, komşularının müşfik gayretleriyle yaşlılık maaşı alırdı devletten.
Başka da bir geliri yok. Ufak tefek bakımlarını kendisi yapardı.
Son zamanlara kadar, vakta ki ayakta duramayacak hâle geldiği zaman, merhametli komşuları temizlik için haftalıkçı bir kadın tuttular.
Bir de sevabına komşular, yaşlı kadına ve yaşlı kedisine günde bir kez yemek vermeyi hiç ihmal etmediler.
Zaten hiç getirmeseler deonların iştahları kesilmişti yaşlılıktan.
Yaşlı kadın ve yaşlı kedisiyle birlikte hiç şikâyetçi olmadılar yaşamaktan.
Hele kucak kucağa yatarlarken, birbirlerinin mırıltılarından uykuya daldıklarında, doruğa çıkardı belki de kalplerinde yaşadıkları derin sevgiler...
Ecelleri geldiğinde hangisi önce, hangisi sonra bilinmez.
Ama temizlikçi kadın odalarına girdiği zaman her ikisi de Tanrı’ya ölüm borçlarını ödediler.
Mahallenin saygın ve sevgin insanları, komşular, ölülerin arkasından birkaç gün yas tuttular ama bu gariban yaratıklar elbette kendilerinden önce birçok ölenler gibi dünyada unutulacaklar.
Ama belki de sonsuzluk denen meçhulde, ebediyen yaşlı kadın ve yaşlı kedisi, daha müşfik, ölümsüz bir âlemde daha mutlu yaşayacaklar.