Gezdim bazı dost ülkeleri, gülen insanlar gördüm. Hayret ettim. Güler yüzlüydü insanları, gülümserlerdi birbirlerine.
Halbuki benim yaşadığım ülkede gülme denilen olay unutulmuş neredeyse. Dahası, acayip görüntülerden sayılacak sesli, hatta sessiz gülüşler...
Gülmek nedir ki? Öfke ve karamsarlık dururken, asık suratlarla hem de... Umutsuzlukların karamsarlığı ile gülebilmek ne haddimize...
İnsanlar küs sanki birbirlerine. Gemileri batmış kaptanlar gibi herkes karamsarlık içinde...
İlle de karamsar olmaya ne gerek? Bulaşkan hastalıktır karamsarlık. Neden bulaşıyoruz bile bile? Ve neden ülkem bu halde? Sebep ne?
Çok kafa yordum bu yüzden. Ve en sonunda dedim ki: Pes. Düşünmek nafile... Çünkü sebepler çok. Sıralamak sebepleri zaman elvermez neredeyse.
O halde somurta somurta karamsarlık yerine, bari ortada bir suç yokken bile insani ilişkilerimizi germek yerine, bir tekme atarak karamsarlık garabetine; başka canlıları örnek alarak, hepimizin insan olarak doğması ve eşit olmamızın en önemli bir faktörü olması nedeniyle, unutalım farklılıklarımızı bundan böyle.
Kaynaşsın insanlarımız kardeş kardeş. Bilmek gerekir ki sorunlar karamsarlıkla çözülmez. Kurtulamayız dertlerden dünyaya küserek.

Ama kaynaşıp dayanışarak, mutluluğun vereceği olağanüstü güçle, gülerek... Hem de kahkaha ile... Atlatabiliriz sorunlarımızı be kardeşler bence.

Hatta dünyanın en mutlusu, en çok gülen, en çok kahkaha atan ülkesi bile olabiliriz; doğru düzgün yaşamaya birlikte karar verirsek.

Biz de gülmeyi başarabiliriz birlikte...