Son zamanlarda KKTC’de gerçekleşmekte olan cinayet vakaları bize bazı soruları hatırlattı.
Demografik anlamda sosyal değişimlerimiz bize ne dedirtiyor 1974 sonrası özgürlüğümüze kavuşmamızla beraber.
“Bu cinayetler ve demografik değişiklikler özgürlüğümüzün bedeli midir?”
Küçücük ve bakir bir adada yaşayan insanlar genellikle toplum yaşantısındaki düşüncelerinde de bakirdirler.  Bakirlikleri, büyük kentlere ve büyük kalabalık kitlelere karıştığı zaman bozulup yok oluyor.
Zaman zaman Türkiye gazetelerinde yayınlanan cinayetleri izlerken, “Bunlar da mı var hayatta?” sorusunu sorarız.  Ama artık bu soruları sormuyoruz.  Çünkü Türkiye’den adaya gelip de karısını, sevgilisini, öz yavrusunu (ırzına geçerek) öldüren veya katleden katiller ordusu türedi.
Zaman zaman çok kültürlü ve karizmatik İstanbul, İzmir, Ankara ve daha çağdaş büyük Türkiye kentlerinin insanları ile buluştuğumuzda, onların bu tür cinayetlere bizden daha fazla tepkili olduklarını görürüz.  Hatta onların psikolojilerinin bizden fazla bozulduğuna da tanık oluruz.
Gerçekten son bir haftalık süre içinde üst üste yaşanan kadın cinayetleri, Kıbrıs halkını da bezdirdi.  Hala bütün medya ve bütün Kıbrıs halkı bu cinayetleri konuşuyor ve, “Biz bunlara alışık değiliz.  Bunlara da layık değiliz” diyorlar.
Haksız da değiller hani...
Son on yıldan beri gerek Türkiye ve gerekse diğer ülkelerde kadına karşı olagelen şiddet ve cinayetler kabul edilir bir şey değildir.  Kadına şiddet, türlü kadın kuruluşları ve türlü yayın organlarınca protesto edilirken, yine insanın kafasında sorular beliriyor.
“Kadın cinayetleri ve kadına karşı yapılan şiddet nereden kaynaklanıyor?”
Evet kadına şiddet ve cinayet olayları nereden kaynaklanıyor?
Bu durumu sosyologlar ve psikologlar birkaç nedene dayandırıyorlar. Bunların başında şiddetli geçimsizlik ve kıskançlık gelir.
Bunlara bir de parasızlık ve parasızlığın getirdiği stres ve gerilim, çiftler arasındaki çatışmaları da tetikliyor.
Kıbrıs’ta pek alışık olmadığımız durumlardan birisi de iki eşlilik (yani poligami) dir.  Bir zamanlar Kıbrıs’ta da iki eşli birkaç erkek vardı.  Bunlar parmakla sayılacak kadar azdır ve tarihe karışmıştır.  Lakin Türkiye’de, özellikle geri kalmış bölgelerde adeta erkeğin süsü haline gelen “çift eşlilik” bir sürü sorunu da beraberinde getiriyor.
İnsanoğlunun yapısında kıskançlık vardır.  Sadece insanoğlunun yapısında değil, bütün yaratıklarda bu vardır.  Kediler, köpekler bile birbirlerinden kıskanırlar.  Kafese koyduğunuz kuşlar bile birbirlerinden kıskanırlar.  Kaldı ki, güzel bir eşe sahip erkek, o güzel eşinden bir kere şüphelendi mi, “Bu ihanetinin bedelini mutlaka ödeyeceksin” anlayışıyla bir gün yıllarca aynı yatağı ve aynı hayatı paylaştığı eşini ya bıçak darbeleri ile ya da birkaç kurşunla ödürebiliyor.
Bir zamanlar Kıbrıs’a çalışmaya gelen çok efendi, çok da çalışkan bir genç boyacı vardı.  Yaz mevsimi geldi mi, bizim gibi müşteri edinmiş insanlar boya işlerini ona yaptırırlardı.  Bir gün kendisine sormuştum.
“Hâlâ evlenmedin mi?”
“Evlendim abi.  Hem de dört tane de çocuk yaptım” deyiverdi.  Bir başka gelişinde de bana çocuklarının sayısının sekiz olduğunu söylemişti.
Bu kez şu soruyu sormuştum kendisine.
“Bu kadar çocuğu nasıl yetiştireceksin?  Hem de bir motorla.  Eşin ev hanımıdır herhalde.” 
Bana aynen şöyle demişti.
“Abi çocuğu veren Allah, rızklarını da beraber verir.”
Benim yanıtım da şöyle oldu kendisine:
“Allah çok çocuğun rızkını verir de, hepsi de senin gibi boyacı olup, hayatın dişleri arasında törpülenir durur.”
Son gelişinde de bana bir kuması olduğunu söylemişti.
Buyurun pilava.  Bu durumdaki insanlar memlekete ne getirir Allah aşkına?  Her ne kadar da Cumhurbaşkanının “Çok çocuk yapın, nüfus hem artsın hem de gençleşsin” telkinleri olsa da, insanlar yine de bildiklerinin ötesine çıkabiliyorlar.  Kültürlü ve aile planlaması yapanlar bu tür telkinlere kulak asmazlar.  Ama şu benim boyacım gibi, “Allah onların da rızklarını verir” anlayışıyla hayatın acımasız dişleri arasında hem acılarla, hem de cinayetlerle hayata tutunmaya çalışırlar.
O nedenle değil mi ki ülkemizdeki ithal katiller ordusu türedi?
Herşeye karşın rahmetlik İsmet İnönü’nün “alışacaksınız” sözü bize “alışmamız gerektiği” mesajını da hatırlatıyor nedense.