Rusya ile Ukrayna arasında süregelen çok ciddi silahlı çatışma, bazı taşları da yerinden oynatmaya başladı.  Hani deriz ya...

            “Herkesin kavgası kendine” diye.

            Evet, herkesin kavgası kendine de, yine de bazı gerçekler o kavganın gidişatıyla gün ışığına çıkıyor.

            Geçenlerde Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un Güvenlik Konseyi toplantısındaki konuşması, hem çok önemliydi, hem de KKTC gerçeğine vurgu yaptı. Lavrov’un konuşmasında resmen “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti” ifadesini kullanması, adeta Rumları çılgına çevirdi.

            Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, deneyimli bir siyasetçidir ve Putin’in de en güvendiği kişilerden biridir.  Yani Koskoca Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti” dedi diye, Rumlar şimdi onu aforoz mu edecekler?  İşte herşey ortada.  Bal gibi de bütün dünya, Lavroy gibi KKTC gerçeğini görerek bu sözü etmiştir.  Yani güneş balçıkla sıvanamaz.

            Lavrov’un bu sözüne Rum hükümeti sözcüsü Marios Pelekanos şu sözlerle tepki vermiş:

            “Lavrov’un yapmış olduğu açıklama, talihsiz bir açıklamadır. Rum hükümeti bu konuşmaya ilişkin tepkisini diplomatik yollardan gösterecektir.”

            Rumlar Lavrov’a tepki gösterseler veya diplomatik yollardan çıkış yapsalar ne yazar? 

            Bu konuşmayı pek çok Güvenlik Konseyi Üyesi de kulakları ile işitmiştir ve Güvenlik Konseyi tutanaklarına geçmiştir. 

            Bazen bir yerlere varabilmek için çırpınıp durursunuz ama pek etkili olmazsınız.  Bir gün öyle bir gerçekle yüzleşir ve bütün dünya da o gerçeği görerek, sizin uluslararası platformdaki konumunuzu öyle bir ifade ederler ki, siz bu sözleri etmeler için para da verseniz başaramazsınız.

            Antarktika’nın en yüksek tepesine KKTC bayrağını diken Kıbrıs’lı dağcı Birkan Uzun’un o hareketi de çok büyük bir gerçeği dünyanın gündemine oturmuştu.  Yani KKTC gerçeği...

            Rusya-Ukrayna arasındaki çatışmalar gerçekten üzücü ve insanlar bu çatışmaların ortasında heba olup gidiyorlar.  Lakin ona inanıyoruz ki elbet her çatışmada veya her silahlı operasyon sonrasında olduğu gibi, bir ortak yol bulunacak veya ateş-kesle hayat normalleşmeye başyacak.

            Gerçek olan bir şey vardır ki, Rusya Kıbrıs konusuna bütün detayları ile vakıftır.  Uzun zamandan beri Türkiye-Rusya dostluğunun tesisi için gerek Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, gerekse Rusya Devlet Başkanı Putin çok büyük çaba harcamışlar ve efor sarfetmişlerdir. Bence o dostluk hala bakidir her iki tarafça da geçerlidir.

            Erdoğan’ın yapmış olduğu dengeli açıklama, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırması bir yana, batının ve batı güçlerinin bu konudaki duyarsızlığına ve pasif görüntüsüne temas ederken de, somut gerçeklere parmak basmıştır.  Adeta, “Dost elini sıktığımız Rusya ile olan dostluk sürecimiz bir yana, Ukrayna’ya yapılan bu saldırı da bizim için hoş karşılanmamıştır” gibi bir görüntü veriyor.

            Türkiye NATO’nun en güçlü üye ülkesidir.  Ve KKTC’yi tanıyan tek ülkedir.  Yani bizim Anavatanımızdır. Yıllarca bizi sırtında taşıyan, dünyaya açılmamıza ve KKTC gerçeğini dünyanın gözüne sokmaya çalışan koca Türkiye...

            Bence Kıbrıs Rumları, artık Rusya için bir değer ifade etmiyor. Yıllarca bütün dünyayı “yarım Kıbrıs’la aldatan” Rumlar, artık Rusya’yı ve diğer ülkeleri kandıramayacaklardır.  Buna BM Genel Sekreteri Guterres’in şahsında BM Güvenlik Konseyi de dahildir.  Yani Lavroy’un bu sözlerini Guterres de bir yere not etsin, diyoruz.

            Şuna inanıyoruz ki, bir gün BM Güvenlik Konseyi, 4 Mart 1964 tarihli kararını gözden geçirecek ve “Kıbrıs’ta değişen şartlar, yan yana iki eşit ve egemen devlet temelinde bir çözümün eşiğine gelinen bu noktada,  bu karar önemini yitirmiştir” diyecektir.

            KKTC 5’nci Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, göreve yeni geldiğinde 4 Mart 1964 BM Güvenlik Konseyi kararını ciddi şekilde eleştirmiş ve bu kararın geçersiz olması gerekliliğine parmak basmıştı.

            Cumhurbaşkanı Ersin Tatar da Lavroy’un bu önemli konuşmasına şu sözlerle açıklık getirmiştir, KKTC gerçeğinde.

            “Sayın Lavrov’un ‘Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ ifadesini kullanmasıyla ilgili olarak Rum yönetimi, Rusya’ya yönelik dilomatik girişimlerde bulunacaklarını açıklarken, her zaman olduğu gibi Kıbrıs’taki gerçekleri gizlemeye ve dünya kamuoyunu aldatmaya çalışmaktadır.”

            Ve Ersin Tatar şu sözlerle yanıt veriyor Rumların Lavrov tepkisine:

            “Silah zoruyla bir Rum devletine dönüşen Kıbrıs Cumhuriyeti, Kıbrıs Türk halkını temsil edemez.  Kıbrıs Türkü’nün tek temsilcisi, özgür iradesiyle kurulan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’dir.  KKTC bir gerçektir ve vardır, var olmaya da devam edecektir.”

            Ben de şöyle diyorum Tatar’ın bu sözleri için.

            “Ağzına sağlık Sayın Ersin Tatar.”

Kıbrıs Türkü vermiş olduğu onurlu mücadelede, kendi devletini ve kendi Cumhuriyeti’ni kurarak, bütün dünya devlet ile dostluk mesajı vermiş ve hala o mesaj geçerlidir.

            Şuna inanmak lazım...

            Rumlar ne kadar KKTC gerçeğini kabul etmeseler de, bütün dünya bu gerçeği biliyor ve buna inanıyor. O nedenle Lavrov’un sözleri, Rumların kulağına küpe olmalıdır.

            Doğrusu Rumlar Rusya’ya diplomatik tepki gösterirken ne diyecekler merak ediyoruz.

            Şu da bir gerçektir.  Artık dünyada değişen dengeler ve insan ilişkileri bize, hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı gerçeğini söyler.  Büyük Türkiye gerçeği de ortadadır.  Rumların cüce boyları da gözler  önündedir.

            Rumlar hele bir girsinler bakalım şu diplomatik tepki sürecine...

            İsterlerse “KKTC yalandır, Lavrov yalan söylüyor” desinler.  Hatta “Lavrov bizden özür dilemelidir” desinler, koskoca Rusya Dışişleri Bakanı’na.  Rumlar yine kendi yalanlarıyla boğulup kalacaklardır.

            Bence bu olayda da Rumların maskeleri bir kez daha yüzlerinden düşmüş oluyor.  Bu savaş sürecinde bile bizlerin Lavrov’a bir teşekkür borcumuz var, KKTC  gerçeğini dile getirdiği için.