Kemal Bey hezimete uğradığı her seçim öncesinde şu mealde bazı sözler etmişti:
-Parti oylarını şu rakama çıkaramazsam çekilirim.
Bu sözünü de tutmadı ve neredeyse her mağlûbiyet sonrasında şöyle bir bahane buldu:
-Parti oyumuzu artırdık, bu nedenle çekilmiyorum.

***
Artırdık dediği oy oranı minnacık.
Seçim kazanıp iktidara gelmedikçe oy oranını artırmak ana muhalefet partisi için başarı değil, hezimettir.
Ana muhalefet iseniz tek başarı seçim kazanıp iktidar koltuğuna hoplamaktır.
Gerisi lâf-ı güzaf ve züğürt tesellisidir.
Oy oranı yüzde 3 civarında olan küçük bir parti iseniz ve ilk seçimde meselâ yüzde 10’lara çıkarsanız o küçük parti için böyle bir hal başarı sayılabilir.
Ne var ki ana muhalefet partisi iseniz oy oranını artırmanızın hiçbir kıymet-ül kurabiyesi yoktur.
Bu temel gerçeğe rağmen Kılıçdaroğlu’nun tavrı hep şöyle olmuştur:

-Küçük olsun benim olsun, bin defa da seçim kaybetsem ben buradayım, koltuktayım.
CHP tabanı ve millet Kemal Bey için bir önem ve değer taşımıyor.
Onun için tek değer sittin sene seçim kaybetse de koltukta kalmaktır.
Çünkü Kemal Bey’in demokratlıkla bütün bağları ya kopmuş haldedir ya da hiç olmamıştır.

***
Kemal Bey 13 yıl boyunca meşru olarak CHP’ye Genel Başkanlık yapmış, sonra kurultay kararıyla Özgür Özel karşısında kaybetmiş, ancak mutlak butlan hükmüyle koltuğa dönmüştür.
Kılıçdaroğlu’nun bu ikinci görev süresinin meşru olup olmadığı tartışmalıdır.
Kimine göre yargının mutlak butlan kararı haklı ve yerindedir, ancak ünlü hukukçuların çoğuna göre aslında mutlak butlanla malûl olan CHP’nin kurultay kararı değil, bizatihi mahkeme kararıdır.
***
Kemal Bey şu anda CHP’nin Genel Başkanlık koltuğunda ister meşru ister gayrı meşru olarak bulunsun, kendisinin siyasal karakterini değerlendirmek açısından bunun önemi yoktur.
Kemal Bey’in mutlak butlan kararına istinaden şu anda CHP’nin Genel Başkanlık koltuğunda bulunması Kemal Bey’in siyasal hayatı açısından bir yüz karasıdır, çünkü…
Kemal Bey’e göre Türkiye’de adalet yoktur, bunu “protesto” (!) amacıyla bir de adalet yürüyüşü yapmıştır.
Türkiye’de adalet olmaması demek mahkemelerin adalet yerine adaletsizlik üretmesi demektir, Kılıçdaroğlu düne kadar bu görüşteydi.
Bu görüşe göre de mutlak butlan kararının Kemal Bey’in deyimiyle adil olması mümkün değildir ve de adaletsiz bir karardır.
Netice itibarıyla Kemal Bey adaletsiz dediği bir karara istinaden deyim yerindeyse Japon tutkalıyla koltuğa yapışmış haldedir.
***
Ben bir hukukçu olarak Kemal Bey’in hangi dili konuştuğundan şüpheliyim.
Ana dili Esperanto mu…
Svahili mi…
Yoksa Eskimo dili mi?
Bunları soruyorum, çünkü Türkçe yazılmış mutlak butlan hükmünün neler içerdiğini anlamazlıktan gelme numaralarına yatmış bulunmaktadır.
Mutlak butlan kararı Özgür Özel ve ekibini görevden almış, Kılıçdaroğlu ve ekibini göreve iade etmiştir, yani şu anda Kılıçdaroğlu ve ekibi kısıntısız olarak görev başındadır.
Ne demektir göreve iade etmek?
Şu demektir:
Göreve başlayın ve yetkilerinizi kullanın.
Yani göreve iade edilmiş organlar olarak kurultay çağırmak dahil mevzuatın ve tüzüğün gereği olan işlemleri yapın.
Mahkeme hükmü bunu söylemektedir.
Buna rağmen Kılıçdaroğlu kurultayı toplamak yerine engellemekle meşgûldür.
Bu maksatla da tedbir kararının kurultaya engel teşkil ettiği yolunda gülünç bir gerekçeye sarılmaktadır.
Oysa mutlak butlan kararında da, tedbir kararında da kurultayı engelleyici tek bir cümle veya tek bir kelime değil, tek bir virgül bile yoktur.
İşte bütün bunlardan dolayıdır ki Kılıçdaroğlu’nun şu anda CHP’nin Genel Başkanlık koltuğunda oturması siyasal hayatı açısından kapkara bir yüz karasıdır.
Kılıçdaroğlu şu anda CHP’nin ve milletin başına gelmiş siyasal bir belâdır.
CHP ve millet bu belâdan kurtulmak zorundadır.