Yaşlılarımız boşuna geçmişe özenmiyorlar...
Hani “bizim zamanımızda” diye başlarlar söze. Ve eskinin güven duygusunu söyleye söyleye bitiremezler...
Ben de yaşadım o devrelerde... Ben de yaşadım o muhteşem güven duygusunu bizim toplumda...
Yaz aylarında insanlarımızın çoğu pencereleri açık uyurlardı. Hem de huzur içindeydiler böyle yaşarken...
Esnaf ve sanatkârlara yazın öğle tatilleri verilirdi. Feci sıcaklardan halkı korumak için... Çalışma yasaklarına tabiydi bu kural...
Ve anlatırlar bugün eskinin insanları. Ve derler ki biz hiç kapalı tutmazdık iş yerlerimizi. Sadece bir sandalye koyardık kapı arasına. O sandalyeyi gören asla adım atmazdı girmek için iş yerine... Dükkânın açılacağı saati beklerdi herkes.
Ve itaat ederlerdi yazılı, yazısız kurallara... Çünkü şunun bilincindeydi insanlar: Kurallar insanlarca yapılır. İnsanların huzurları, mutlulukları için yapılır...
Nadiren kurallara uymayanlar ne toplum tarafından ne de kurallara sahip çıkan erkler tarafından affedilirdi...
Anlattığım zamanlarda fakirlik de vardı, işsizlik de fazlaydı üstelik... Buna rağmen saygı vardı otoritelere, polise, erke...
En çok da utanç duyarlardı hata yapmaktan... Güçlüydü sosyal yaptırımlar... Birbirlerine mahcup olmaktan çekinirlerdi insanlar...
Gel zaman git zaman... Savaş gördü bu toplum... Göçler, göçleri takip etti... Son derece arttı nüfusumuz...
Gelenler kalanları kat be kat aştı... Yerlinin ahlaki, hukuki değerleri pas edilerek geçiliyor. Yaptırımlara aldırış eden yok. Her fırsattan yararlanmak isteyen bir zihniyet egemen oldu.
İşsizlik had safhada. Fakat iş yok. Bu ülkede sanayi yok, tarım yok... Ticaret hayatı gayri meşru alışkanlıklarla sürdürülüyor.
Ahlaki değerler sıfırla çarpılmış... Her haltı işlemek sanki serbest... Her gün bir kötü vukuat insan vicdanına azap veriyor. Cezalara aldıran yok.
Artık eskiden olduğu gibi değil... Kapıları, pencereleri açmak...
Kapılarını kıramıyor insanlar.
Parası olan kameralarla donatıyorlar evlerini, iş yerlerini...
Böyle yaşanır mı bu lanetli ortamda...
Güvensizlik içinde yaşamak mutlu eder mi insanı...
Yaşamak mı denir buna...
Utansın bunlara sebep olanlar...
Bir şey yapmak gerek... Ama ne... Düşünüyorum ben de...
Kara... kara...
Ama nasıl? Ama ne? LÜTFEN!!!
Düşünelim ve yapalım hep birlikte... Daha da gecikmeden...