New York’taki ilk karşılaşmamızdan yıllar yıllar sonra Yorgo Vasiliu ile yollarımız bir kez daha kesişti.
Ama Vasiliu artık Rum yönetimi başkanı değildi.
“Yes be annem” döneminin fırtınalı günlerini yaşıyorduk.
“Yes be annem” demesi için Kıbrıs Türk’ü Viyana muhasarasından daha büyük bir kuşatma altına alınmıştı.
Referandumdan sonra pişman olan ve aldatıldığını söyleyen Anakara’dan da “yes be annem” rüzgârları esiyordu.

***
Merhum Doğan Harman bir gün bana geldi ve şunu söyledi:
- Rum yönetimi eski başkanı Yorgo Vasiliu tanıdığım bir kimsedir, geçen gün kendisiyle buluştum, bizim televizyonlardan birinde Annan Plânı hakkında bir programa katılmasını istedim ve kabul etti. Vasiliu Annan Plânı’na lehtar bir kimsedir, programın kurallara uygun olması açısından karşısında zıt görüşlü birinin bulunması lâzım. Seni düşündüm, Annan Plânı’nı Yorgo Vasiliu ile uygun bir kanalda tartışmayı kabul eder misin?
Kabul ettim.

***
Vasiliu başkanlık günlerinde Kıbrıs Türk’leri için abuk-subuk iddialarda bulunmayı ve sık sık Türkiye’ye çatmayı bir adet haline getirmişti.
Geçmişte sarf ettiği sözlerden biri de şuydu:
- Türk’ler bu adada 500 yıllık misafirdir.
Bu ifade o günlerde Rum gazetelerinde de yer almıştı.
Ne demek misafir?
Bir ziyaret yaptın, yeterince oturdun, artık gitmelisin ve gideceksin.
Kıbrıs toprağında onlar mal sahibi, biz de kendigelendik, pılımızı-pırtımızı toplayıp tabanları yağlayacaktık.
Kafa bu kafaydı.
Doğan Harman’la görüştükten sonra bunu bir yere not ettim.

***
Aradan zaman geçti, anımsadığıma göre o programı Genç TV’de yapmıştık.
Genç TV o sıralarda yüz seksen derecelik bir dönüş yaparak Annan Plânı’nın şampiyonluğunu üstlenmişti.
Zaten Doğan Harman da aynı keskin dönüşü yaparak bu şampiyonanın bir parçası haline gelmişti.
Vardığımız mutabakata göre programda ben Türkçe konuşacaktım, Vasiliu da Rumca.
Bu işin tercümanlığını da Yücel Köseoğlu yapacaktı.
Nitekim öyle oldu.
Programa girmeden Vasiliu ile kısa süreli bir sohbet yaptık.
Beni basındaki yazılarım nedeniyle uzun zamandan beri tanıdığını ve Annan Plânı’nı ekranlarda benimle tartışmaktan memnuniyet duyacağını söyledi.

***
Saatlerce süren bir program oldu.
Annan Plânı’nın temel noktalarını enine boyuna irdeledik.
Ve tabii ki hiçbir konuda mutabık olmadık.
O Annan Plânı üstüne ballı-börekli masallar anlattı.
Ben de bu plânın ortak bir Federal Cumhuriyet değil, orta vadeli bir zaman içinde Kıbrıs Türk halkını eriterek halis bir Rum devleti yaratmaya matuf olduğunu gerekçeleriyle izah ettim.
Bu arada şunu söyledim:
- Eğer taraflardan biri iyi niyetli değilse mükemmel bir plânı bile hayata geçirmek mümkün değildir, böyle bir macera karakolda biter. Oysa iyi niyet olması halinde mükemmel olmayan bir plânı dahi hayata geçirmek mümkündür. Rum tarafının Kıbrıs Türk’üne karşı iyi niyet beslemediği ise ortadadır. Nitekim ben bu filmi daha önce de görmüştüm. 1960’da sözde bir ortak cumhuriyet kurduk, birkaç yıl içinde bunun nereye vardığı da malûmdur. ENOSİS yolunu açmak üzere bize saldırdılar, silâh zoruyla bizi devlet şemsiyesinin dışına ittiler, ENOSİS’i gerçekleştirmek üzere de 1974’de kendisi de bir ENOSİS’çi olmasına rağmen Makarios’a bile darbe yaptılar.
***
O programda Rum tarafının iyi niyetli olmadığının bir delili olarak Vasiliu’nun yukarıda belirttiğim sözlerini hatırlattım:
- Türk’ler bu adada 500 senelik misafirdir.
Bu hatırlatmam üzerine Vasiliu renkten renge girmesine rağmen Bizans kurnazlığına soyunarak işin içinden sıyrılmak istedi.
Ve hiç utanmadan, yüzü hiç kızarmadan şunu söyledi:
- Benim böyle bir ifadem yoktur, bütün bunlar Denktaş’ın uydurmasıdır.
Oysa yukarıda da belirttiğim gibi bu sözler Rum basınında da yer almıştı.
Vasiliu işte böyle bir adamdı.
Kendini çok maharetli sanan bir Bizans papazı.