Birkaç gün önce bütün bölgelerde çıkan yangın,  pek çok arazi, arpa buğday ve orman alanlarını yakıp kavururken, içimden “yüreğimiz yandı” diyesim geldi.

                Gerçekten de insan gayri ihtiiyari üzülüyor ve sanki bir evladını kaybetmiş gibi acılara gömülüyor.

                Hemen hemen bütün bölgelerde yangın çıkması hiç de hayra alamet değil.  Bu yangınların kökünde birşey aramaya gerek yok.  Ne de bir sabotaj.  Bu işin temelinde yatan iki önemli sebep vardır.  Bunlardan birisi ani bastıran sıcaklar, diğeri de çevreye atılan atıklar.

                Koskoca birkış geçti hayatımızdan ve yaza ulaştık.  Geçen yazdan kalma bütün piknik alanlarında, hatta doğal güzelliği olan yerlerde çevreye atılan bira şişeleri ve daha nice atıklar, yoğun güneş ışınları altında birden alevlendi herhalde.  Kendimizi bildik bileli bu tür yangınlar hep bizi vurdu ve ülkenin doğal güzelliklerini ve servetini mahvetti.

                Bütün bunları ve bölgelerdeki yangın hareketini irdeleyecek olursak, siz de göreceksiniz yangınların sebebinin atıklardan kaynaklandığını.

                Mesela Gazimağusa ikibuçuk mil bölgesindeki çöplükte çıkan yangında 180 civarında ağaç yanıp kül olmuş.  Bu yangında yanan ağaçların kaç yılda yetişip ürüne geçtiğini, hatta ülke yeşiline ne kadar zamanda katkı koyduğunu hiç düşündünüz mü?

                Bu yangınların en acı vereni, herhalde Tepebaşı’nda çıkıp, bütün ormanlık alana yayılan yangın olsa gerek.  Tepebaşı’ndan başlayıp Çamlıbel ve Kalkanlı’ya kadar uzanan yoldaki ormanlık alan  bitmiş, kül olmuş.

                Zaman zaman arabamla değişik bölgeleri görme açısından Tepebaşı ve Kalkanlı, Güzelyurt’a kadar uzandığım olmuştur.  Bu güzergahı kullanan insanlar, o bölgedeki ormanlık alanın içinden geçerken, adeta büyük bir huzur bulurdu.  Çamlık ormanlar, selviler, şinyalar ve daha nice orman ağaçları bölgeyi bir taç gibi süsleyen değerlerdi.  Herhalde bu yangından sonra bütün o güzellikler gitmiştir.

                Anımsadığım kadarı ile ülkenin en büyük yangını 1990’lı yıllarda çıkmıştı.  Yine yazın göbeğinde çıkan bir yangındı o da.  Batıdan doğuya kadar uzanan ve silsileli bir şekilde birbirine ulanan ormanlık alanlar tümden yanıp kül olmuştu.

                O gün yangın çıktığında şöyle uzun uzun Girne Dağları’ndaki yangın alevini izlerken, gerçekten içimde birşeylerin koptuğunu hissetmiştim.   Meğer o gün acayip bir rüzgar, o büyük yangına sebebiyet vermişti.  Tabii ki yangının nedenleri yine cam kırıklarına bağlanmıştı.  O deli rüzgarın her yöne savrulması ile yangının Kantara Kalesi uzantısına kadar yürümesi, ve bütün Beşparmak Dağlarının yangından çıplak kalması acıydı.

                Doğrusunu söylemek gerekirse, yangın sonrasında oralardan geçmek bana acı veriyor.  Girne yangınından sonra Lefkoşa’dan Girne’ye giden yolda gördüğüm manzara hala belleğimdedir.

                O güzelim çamlar ve yamaçları süsleyen yeşil tamamen yok olmuştu.  Daha sonra Türkiye’den gelen bir ekip, yanan ağaçları biçip kütük haline getirmişti, en azından arta kalandan yararlanamak için.  Ya ondan sonrası...

                Ondan sonrası da Orman dairesinde düşen görevdi.  Ormancılar elleri kolları sıvayarak yamaçlara ekim basamakları oluşturarak minicik çam fidanlarını dikmişlerdi.  O çam fidanları şimdi gerçek ormana dönüştü.

                Gerek o yangında, gerekse şimdiki yangında Türkiye’den yangın helikopterleri gelmiş ve yanının söydürülmesine katkı koymuştu.   Hatta Rum tarafından da yardım istenmişti.  Böyle acılı durumlarda insan düşünür, evrensel anlamda.

                “Acılar evrenseldir” deriz.  Acıların ne dili, ne dini, ne de milliyeti vardır.  Böyle durumlarda insan herşeyi bir tarafa fırlatıp, ortak noktada faciayı önlemek çok önemlidir.  Bugün bizde, yarın komşuda meydana gelebilir yangınlar veya başka facialar.  Nitekim güneyde de Limasol yolunda yangın çıkmış.  Bizimki kadar olmasa da çıkmış yani.

                Böyle yangınlarda en çok etkilenenlerden birisi de çiftçilerdir.  Bazıları henüz ürünlerini hasat etmeden yangında kaybederken, bazıları da hasat edip tarlada yığın haline getirdikleri arpalarını yangında kaybedebiliyorlar.

                İşte bu bağlamda yeniden o soruyu sorma ihtiyacı duyuyoruz.

                “KKTC olarak bizler ne zaman bir yangın helikopterine sahip olacağız?”

                Şu koronavirüs belasından kurtulmaya çalışırken, bir de bu talihsizlik geldi başımıza.

                Ne söylesek azdır.  Kısacası yüreğimiz yandı arkadaş, yüreğimiz...