Son iki yıldan bu yana halkın ve bütün dünyanın cebelleştiği en önemli şey, hiç şüphesiz ki koronavirüstü. Hala daha cebelleşme devam ediyor. Ardından patlak veren Rusya-Ukrayna savaşı insanların hayatına adeta tuz biber ekti diyebiliriz.
Her sabah gazeteyi elime aldığımıda iki şeye bakıyorum. Bunlardan birisi ülkemizde vefat edenlerin haberi, diğeri de günlük koronavirüs vakalarındaki sayıdır. Bu iki haberden sonra da bütün gazeteyi tarar dururum.
Bu durumlara parmak basarken, insan sağlığı ve insan hayatı ile olagelen durumları galiba unutmuş gibiyiz.
Girne Belediyesi’nce iki işletme mühürlenmiş. Bunun nedeni de Girne’de faaliyet gösteren bazı yeme içme yerlerinin denetlenmesi sonucuna dayanır.
Bir defa Girne Belediyesi’ni kutlamak lazım, insan sağlığını ilgilendiren denetimler yaptığı için.
Basına düşen bu konudaki haber şöyle verilmiş...
“21 Mart-4 Nisan tarihleri arasında Girne Belediyesi Sağlık Şube ekipleri tarafından toplamda 133 işletme, genel hijyen ve gıda güvenliği önlemleriyle ilgili denetleme yaptı. Gıda güvenliğini riske eden koşullarda hizmet verdiği tespit edilen iki işletme mühürlenirken, ayrıca eksiklikleri tespit edilen bir fırın ile bir market, 2 bin 128 TL para cezasına çarptırıldı.”
Girne Belediyesini kutlamak gerek, gıda tüketilen yerlerini sıkı denetime tabi tuttuğu için.
Gerçekten bütün belediyeleri yapması gereken de budur. Lefkoşa Belediyesi’nin de zaman zaman bu tür denetimler yaptığını biliyoruz.
Siz normal bir hayatın içinde akıp gidiyorsunuz... Bir nedenle çarşıya Pazara çıkmışsınız eşiniz ve çocuklarınızla. Veya birkaç arkadaşınızla bir yemeğe çıkarsınız.
Masanıza gelen garson önünüze birkaç tabak, çerezlik v.s. koyar giriş olarak. Bir de bardaklar gelir masaya. Ama siz o işletmenin mutfak bölümünü, görüntüsünü, çalışanların müşteri sağlığı için önlem alıp almadığını bilmezsiniz. Önünüze konacak olan yemeğin hangi şartlarda piştiğini, hangi ellerin o yiyecekleri ve yemek takımlarını ellediğini bilmezsiniz.
Bu gibi durumlar, her gün yüzlerce insanın uğradığı, kahve çay içtiği, tavla ve kağıt oynadığı kahvehanelerin mutfaklarında da vardır.
Bunlara neden parmak basıyorum?
Çünkü bir dönem direk halk sağlığı ile ilgili bir kamu hizmetinde görev yapmıştım. Bu konuya olan duyarlılığım ondan kaynaklanır herhalde.
O görev de Oteller Encümeni idi.
Otel Encümeni, otellerin her yerini ve her mekanını denetleme yetkisine sahiptir. Sanırım şimdi, hala daha bu görevi yürütüyor yeni üyeler.
Oteller Encümeni’nin amacı, otellerin mutfaktan tutun da kat hizmetlerine ve temizliğe önem vererek denetlenmesidir.
Burada bir kısa anımı sizinle paylaşayım bari, diyorum...
Bir keresinde dört yıldızlı bir otelin mutfağına baskın yapmıştık. Mutfakta dört tane kolları göğüsleri kıllı, başları açık adam, bir kazan içindeki köfte kıymasını, harcı ile beraber durmaksızın eldivensiz olarak yoğurduklarını, yazın kavurucu sıcağında terlerinin o kazanın içine sızdığını, bunun yanında ellerini kıymanın üzerinden çektikleri anda, kıymanın üzerine binlerce kara sinek ve kurt sineğinin doluştuğunu görmüştük.
Bir de yıkanacak bardakların büyük bir plastik kabın içine konarak geçiştirme çalkalandığını ve su altında sözde bardakların yıkandığını görmüştük. Bu gibi görüntülere kahvehane mutfaklarında da rastlamak mümkün.
Her ne ise...
O an hepimizin de tepesi atmıştı bu manzara karşısında. Mutfakta kocaman bir kazan içinde kıyma yoğuran adamları şöyle sıraya dizmiş ve “Uzatın parmaklarınızı” demiştik.
O çalışanlar parmaklarını uzattıklarında tümünün de kocaman ve içi kir dolu tırnakları olduğunu görmüştük.
İşte o an Oteller Encümeni bir karar almış ve otel işletmecisine “Bu kıymayı derhal dökünüz, adamlarınızın giyimlerine, hijyenliğe dikkat etmelerini sağlayınız. Aksi takdirde otelinizin bir yıldızını geri alacağız” demiştik.
Otel işletmecisi çırpınmaya başlamıştı.
“Ben ne yaparım, ne ederim? Bu akşam beş yüz kişilik kokteylim var otelde. Hem bu kadar kıymanın maliyetini biliyor musunuz?” dediğinde kendisine yazılı ihtarımızı yapmıştık. Esasında bu tedbirsizliğin maliyetinin ve bedelinin ne olduğunu iyi hesaplamalıydı o otel işletmecisi.
Yani diyeceğim şudur...
Siz karın doyurmak veya soluklanmak için bir restoranta, bir kafeye gidersiniz de o işletmenin mutfak kısmının ne durumda olduğunu bilemezsiniz.
Bir defasında kenarları kırık veya çatlak tabakları çöpe atmıştık. Tekeş çatal bıçaklar, tabaklar da otel işletme etiğine aykırı bir durumdu. Encümen tüzüğüne göre dört ve beş yıldızlı otellerin marka tabak ve fincanlarla bardakları olması gerekiyor. Kalite de ondan belli oluyor haliyle.
Şimdi Girne Belediye’nin yapmış olduğu bu denetimler bana o kötü günleri anımsattı. Gerçekten belediyelere çok görevler düşüyor gıda tüketen yerleri denetlemesi açısından. Sağlıklı ve hijyen ortamda hizmet veren, müşterisinin sağlığını düşünen işletmelere diyeceğimiz yok. Ama üçkağıtçı veya müşteriye kötü gıdalar sunan işletmelere de ceza vermek bir görev olmalıdır.
Ben şahsen Girne Belediyesi’nin bu tür denetimleri yaklaşan seçim nedeniyle yaptığını düşünmüyorum. Çünkü bu tür denetimleri yılın on iki ayında ve haftasında yapmaktadır.
Özellikle turistik bir beldenin belediyesinin bu tür denetimlere daha da hız vermesi gerekir, Girne Belediyesi’nin yaptığı gibi. Hele turizm sezonunun açıldı açılacak noktaya geldiği bu günlerde bütün otel ve restorantların, kafelerin temizliğinde ve hijyende çok dikkatli olmaları gerekir.
Olaya bir açıdan bakmamak lazım. Olaya turistin gözüyle de bakmak lazım.
Kısacası gıda güvenliği ve halk sağlığı çok önemlidir işletmeler açısından. Belki turizm sezonunun yükselişe geçtiği günlerde bu konuda daha da yazılar yazar, halkı ve işletmecileri bilinçlendiririm, diye düşünüyorum.
Yani gıda güvenliği...