Dr. Küçük bir dava adamıydı.
Karizmatik bir liderdi.
Hayatını Kıbrıs davasına vakfetti.

***
Dr. Küçük’ün bunlar dışında daha başka karakteristik vasıfları da vardı.
Bir halk adamıydı.
Halkla hep temas halinde ve iç içeydi.
Her köyü yılda en az bir kez ziyaret eder, halkla kaynaşırdı.
Fakir babasıydı.
Hekimlik yıllarında Cuma günleri yoksul hastalara ücretsiz bakardı.
Cuma günleri hiçbir hastasından para almazdı.

***
Bunların da dışında Dr. Küçük’ün iki niteliği daha vardı.
Akşamcıydı.
Akşamları tek tek atar, viski yudumlardı.
Şakayı çok severdi, herkesle şakalaşırdı.
Şakalarında hem mizah hem insan sevgisi vardı.
En çok takıldığı, şakalaştığı insanlardan biri de Kıbrıs davasının büyük mücahitlerinden merhum Osman Örek’ti.
Hem Dr. Küçük hem de Osman Örek kısa boylu adamlardı.
Dr. Küçük kendi kısa boyuna rağmen Osman Örek’e kısa boyundan dolayı takılmayı çok severdi.
Osman Örek’i ne zaman görse şöyle derdi:
- Nerde varsa bir bodur, Allah’ın gazebi odur.

***
Ankara Hukuk Fakültesi’nden mezun olduktan sonra avukat merhum Ali Dana’nın ofisinde staja başlamıştım, Dr. Küçük’le de eskiden olduğu gibi temas halindeydim.
Bana Halkın Sesi’nin sayfalarını açtı ve günlük köşe yazıları yazmaya başladım.
Bir gün beni çağırdı ve “Ayoğlum Fuat” dedi, “önümüzdeki Pazar günü senin köyüne (Mehmetçik) gideceğim, istersen sen de gel”.
Ben Doktor’dan bir gün önce gittim köye.
Mutat olduğu üzere köylü traktör arabalarıyla doğaya çıktı. Arabaları mersin dallarıyla doldurdu ve Mehmetçik’ten Karpaz anayoluna kadar olan güzergâhı ve de aynı zamanda köy yollarını mersin dallarıyla döşedik.
Ve kalabalık halinde anayola indik, yol kavşağında Dr. Küçük’ü davul-zurnalarla karşıladık.
Deveci’nin kahvesinde köylünün sorunlarını dinledi, sonra onlara hitaben bir de konuşma yaptı.
Dr. Küçük köyümüze gelirken Halkın Sesi kadrosundan Akay Cemal ve merhum Halil Kaymaklılı da kendisiyle beraberdiler. Akay Halkın Sesi’nin anımsadığım kadarıyla yazı işleri sorumlusu, Halil ise fotoğrafçısıydı.
Dr. Küçük’ün öğle yemeğine alıkoyduk. Yemekte kuzu fırın ve yahnili el makarnası vardı.
Nihayet ayrılma saati geldi, Dr. Küçük arabasına bindi, ama bir de baktık ki Akay ve Halil ortalıkta yok.
Aradık-taradık bulamadık.
Doktor’un biraz canı sıkıldı.
Muhtarı çağırarak ona “Ayoğlum muhtar, sizin köyde meyhane ve kerhane gibi yerler var mıdır?” dedi.
Muhtarın yüzü pancar gibi kıpkırmızı oldu, elleri titremeye başladı ve Doktor’a hitaben “aman efendim, ne münasebet” dedi, “böyle şeylerin lâfı bile edilemez bizim köyümüzde”.
Bunun üzerine Dr. Küçük muhtarın gönlünü almak için şöyle dedi:
- Bilirim oğlum, ben sana böyle konuştum, çünkü benim bu itler ne zaman ortadan kaybolsalar ya meyhaneye giderler, ya da kerhaneye.

***
Dr. Küçük diğer meziyetlerinin yanısıra işte böylesine de şakacı bir adamdı.
Kıbrıs Türk’ü olarak ona minnettarız.
Yattığı yer cennet olsun.