İsmail BOZKURT

            Arşivimi karıştırırken benimle, TKP Genel Başkanı olarak “Ortam” gazetesi adına yapılan bir söyleşiyi buldum. Yanıtlarını 28 Temmuz 1987 tarihinde el yazımla kaleme almışım. Gazetede ne zaman yayımlandığına bakamadım. Zaten çok da önemli değil! 36 yıl önceki bu söyleşiyi ilginç buldum ve paylaşmak istedim. Üç soru ve üç yanıttan oluşan söyleşi şöyle:

“Soru: 1 Ülkemizin en önemli sorunu nedir? Bu konuda görüşünüz…

Yanıt: İlginç bir soru!.. Her şeyin sorun olduğu ülkemizde bu sorunun yanıtını şöylece verebiliriz: “Ülkemizin en büyük sorunu, her şeyinin sorun haline dönüşmesidir.”

Bu en büyük sorunun temelinde neyin yattığı önemlidir.

20 Temmuz Barış Harekâtı döneminin Başbakanı Sayın Bülent Ecevit, 1975 yılı başında Kuzey Kıbrıs’a yaptığı ziyarette şöyle bir ifade kullanmıştı: “Kıbrıs’ı Türkiyeleştirmeyin. Çok iyi taraflarınız, kurumlarınız var, bunları koruyun. Türkiye’nin yalnız iyi taraflarını alın.”

Sayın Ecevit benim de tanık olduğum bu konuşmayı, şimdi UBP Genel Merkezi olan eski Meclis binasında, milletvekilleri ile yaptığı toplantıda (3 Ocak 1975’te) söylemişti. Başka yerde de söylemiş, ben tanık olduğumu anlatıyorum.  İşte bugünkü en önemli sorunun temelinde Ecevit’in bu sözleri yatmaktadır. Özellikle son UBP-YDP Hükümeti, Kuzey Kıbrıs’ı ANAP düşüncesinin at oynattığı bir alan haline dönüştürerek, Ecevit’in yıllarca önce dikkat çektiği ortamın yaratılmasına vesile vermiştir.

Kıbrıs Türk Halkı bugün kimliğini yitirme tehlikesi ile karşı karşıyadır. O yiğit, o yürekli, o sevecen, o barışçı, o insancıl insanımızın yerine; giderek yeni düzenin gerektirdiği kaypak, pısırık, acımasız, kişisel çıkarları her şeyin üstünde tutan, paraya tapan insan tipi yaratılmaktadır.

Elimizde istatistikler yoktur. Ancak iddia ediyoruz. Kuzey Kıbrıs boşalmaktadır. Birkaç köyde yapılacak bir araştırma son dönemlerde ne kadar çok kişinin yurdu terk ettiğini göstermeye yeterlidir.

Soru: 2 TRT’de yayınlanan, Kıbrıs’ın ekonomik geçmişine ve bugününe değinilen programında Kuzey Kıbrıs’ın Türkiye’nin dış dünyaya açılan bir penceresi olması gerektiği üzerinde duruldu. Bu görüş ilk olmadığı gibi son olmayacağa benzer. Kaldı ki bu düşünceye uygun gidiş olduğu görülüyor.

Bu yaklaşımın:

-Bağımsızlık açısından,

-Kimlik açısından,

-Kıbrıs sorunu açısından,

-Ekonomik paket açısından

değerlendirmesini yapar mısınız?

Yanıt: Sözü edilen programı izlemedim. Sanırım ki söylenmek istenen, eskiden beri niyetlenendir. Yani Kuzey Kıbrıs’ı tümüyle serbest bölge yapıp bundan Türk ekonomisine yarar sağlamaktır.

Bu yaklaşım, her şeyden önce bana göre politik bir gaftır. Kuzey Kıbrıs’ı bağımsız bir devlet olarak sindirememenin belirtisidir.

Kimlik açısından da kabul edilebilecek bir husus değildir. Birinci soruya verdiğim yanıtta da belirttim. Kıbrıs Türk Halkı’nın kimliği zaten yok ediliyor. Böylesine bir tutum ortada kimlik diye bir şey bırakmaz.

Kıbrıs sorunu açısından, söylenen anlamda atılacak yeni adımlar, olumsuzluklar yaratabilir. Özellikle Rum -Yunan ikilisinin bilinen iddialarına güç kazandırır.

Ekonomik paket, zaten söylenenleri sağlamaya yöneliktir. Başka bir deyişle söylenenler ekonomik paketin bir gereğidir.

Soru: 3 Alternatif görüşünüz nedir?

Yanıt: Bu konuda çok şeyler söyledik. Yineleyeyim: Hedef Kıbrıs Türk Halkı’nı korumak olmalıdır. Kimliği ile, egemenlik hakkı ile, bağımsızlığı ile, ülkenin somut koşullarının gerektirdiği sosyo-ekonomik politikalarla bu hedef gerçekleştirilmelidir.

Kıbrıs Türk Halkı’nın siyasal örgütü olan KKTC gerçek anlamda bir devlet haline getirilmelidir ve bu amaçla tanınması için her çaba harcanmalıdır. Bu yönde atılacak adımlar federal bir Kıbrıs’a giden yolları da açabilir. Kıbrıs sorununun çözümünde yeni dengeler yaratılabilir.

Bir hususa önemle değinmek istiyorum. Söylediklerimiz KKTC-T.C. ilişkilerinin üst düzeyde ve en iyi koşullarda yürütülmesine engel değildir. Hatta Anavatan - Yavruvatan yaklaşımına da engel değildir. Sorun, KKTC’yi ve Kıbrıs Türk Halkı’nı taraf olarak kabul etmektir. T. C. ile KKTC, Türk Ulusu - Kıbrıs Türk Halkı ilişkileri karşılıklı çıkarları korumalı, dengeli bir biçimde yürütülmelidir. Bu çerçevede ve tüm söylediklerimiz ışığında, KKTC, Türkiye’ye Dünyaya açılma konusunda bir katkı sağlayabilirse buna karşı çıkmayız. Tekrar edelim: Yeter ki KKTC’nin, başka bir deyişle Kıbrıs Türk Halkı’nın hakları ve çıkarları da korunmuş olsun; kimliğini ortadan kaldırıcı yönde bir nitelik taşımasın.”           

***

          Söyleşi bu kadar! Bazı şeyler değişti ama bazı şeyler, 36 yıl sonra bile pek değişmemiş.  

Tüm ülkenin serbest bölge olması pek konuşulmuyor artık.

KKTC hâlâ daha tanınmamış. Tanımış olsaydı federasyona gidilebilir miydi? Eğer dünya Rum’a çok açık ve anlaşılır biçimde Kıbrıs’ı tek başına temsil etmediğini söylese ve bunu uygulasa; AB bu çerçevede Rum tarafını Kıbrıs olarak içine almasa idi, belki!

Federal çözüm hâlâ bir ümit mi peki? Açık ve kesin yanıtım “hayır” biçimindedir. Sayın Eşref Vaiz’in son günlerde güncel olan, federasyonun hayal ve ütopya olduğu biçimindeki görüşünü göz ardı etmek pek mümkün görünmüyor. Yıllardır ben de dile getiriyorum benzer görüşü!.

Ne yazık ki 36 yıl önceki olumsuz saptama günümüzde de geçerli: “Ülkemizin en büyük sorunu, her şeyinin sorun haline dönüşmesidir.”