Geçen hafta bu sayfadaki “Görünen Köy…” başlıklı yazımın sonu şöyle bitiyordu: “Sayın Erhürman’ın seçim vaatlerinden biri olan hiçbir partinin dışlanmayacağı ve eşit olacağı ‘Siyasal Partiler Konseyi’nin bir an önce oluşturulmasına da sıra gelmesi gerekir. Böyle bir konseye gereksinim var. Bu konsey için ‘Kasım ayında olabilir’ demişti Sayın Erhürman! Kasım ayının sonlarına doğru gidiyoruz.
“Sonuç olarak şöyle ya da böyle, bize beklemede olmak düşer. “
Salı günleri çıkan yazılarımı genellikle pazar, bazen de pazartesi günleri kaleme alırım. Yukarıdaki paragrafı da içeren yazımı yazarken, meğer Cumhurbaşkanı Sayın Tufan Erhürman tarafından, sözünü ettiğim Siyasal Partiler Konseyi için adım atılmış. Nitekim yazının yayımlandığı 18 Kasım 2025 günü Konsey toplanmıştı.
Tüm siyasal yaşamımda ve siyaseti sürdürdüğüm siyasal harekette bu konu her zaman gündemimizdeydi. Konu ile ilgili olarak, değişik zamanlarda, gerek kişi olarak, gerekse Genel Başkan olarak Parti adına çok sayıda beyanım oldu ama -ne yazık ki- böylesi bir platform hiç gerçekleşmedi.
Sayın Derviş Eroğlu’nun, Cumhurbaşkanlığı döneminde oluşturduğu bir “Müzakere Danışma Kurulu” var ve bu Kurul, çok iyi ve sürekli çalışarak geride bir klasörlük belge bıraktı ama o bir siyasal partiler konseyi değil, her düşünceden insanlardan oluşan, daha çok siyasal/akademik bir uzman/düşünce grubu gibiydi. Koordinasyonu ve bürokratik işlemleri yapan bir Genel Sekreteri ve bir Dışişleri mensubu vardı. Çok iyi bir deneyimdi diye düşünüyorum. Ne yazık ki Eroğlu’nun gidişinden sonra bu oluşum devam ettirilmedi.
Siyasal Partiler Konseyi’nin tam olarak nasıl çalışacağını henüz anlamadım. Arada bir araya gelinecek, yalnızca “diyalog platformu” gibi bir şey mi olacak, yoksa daha anlamlı bir oluşum mu ortaya çıkacak diye merak ediyorum. Yalnızca bir diyalog platformu da olsa yine alkışlarım ama işin doğrusu, Rum komşularımızın Millî Konseyi’ne imrenmiyorum desem doğru olmaz.
***
İlk Tufan-Hristodulis görüşmesi, beklendiği gibi gerçekleşti. Yadırgadığım hususlar var ama onları kendime saklıyorum. Bana göre çok ters bir saptamam ya da değerlendirmem olmadığı süre de öyle yapacağım.
Yalnızca bir hususa değinmek istiyorum. Yapılan “görüşme” olup sorunun özüne yönelik değildi ama “öze yönelik” müzakerelerin başladığı yönünde yaygın bir algı oluştuğunu gözlemliyorum. Bu bakımdan, yoğun beklentilerin olmaması için, işin özü ve gerçeği ısrarla dile getirilmelidir.
İşin özü yani çözüme yönelik “müzakere” süreci başlayabilir mi, bilemem. Tepeden inme bir gelişme olur mu, onu da bilemem. Böylesini zaten asla benimsemem.
Benim görüşüm ve değerlendirmem, “müzakere” sürecine geçilemeyeceği biçimindedir. Bunu kendi görüş ve değerlendirmelerim yanında, Sayın Erhürman’ın görüşme süreci için öne çıkardığı konuların değişmeyeceği yönündeki beyanına da dayandırarak söylüyorum.
Bu arada, yanlış anlaşılmasın: Başlayan görüşme sürecini eleştirmenin ve pişmiş aşa su katmanın anlamı yoktur. Şunu özellikle belirtme gereğini duyuyorum: Görüş ve değerlendirmelerim, Sayın Erhürman’ın performansı ile ilgili değildir. Tersine sergilediği performans gayet iyi ve ortaya koyduğu politika bağlamında tutarlıdır.
Beklemede olmayı sürdüreceğim.