Öyle görülüyor ki, Rum Toplumu Lideri Anastasiadis artık bir yere kaçamaz.  Ya bu masaya oturacak, ya da yine oturacak.  Yani deveyi güdüp bu diyardan gitmek yok.

Yapılan açıklamalardan onu anlıyoruz ki, BM Barış Gücü Sözcüsü Michael Bonnerdeaux, her iki tarafa da Pazaresi ara bölgedeki Lefkoşa Uluslararası Uçak Alanı’nda masaya oturmaları için davet yapmış. Bu davet, sanırım “Son şansınız” der gibidir.  Türk tarafında pek sıkıntı yoktur masaya oturmak için de, maalesef Rum tarafında sıkıntı vardır.

Yaklaşık birbuçuk senedir “masaya oturdular oturacaklar” angarayası içinde Anastasiadis zamana oynayıp, hem Tükrlerin, hem de Rum halkının zamanını çaldı.

Nedense Downer bu kez geri planda kaldı.  Herhalde Rumların kendisine olan tepkilerinden bir olumsuzluk yaşanmaması için Michael’i öne sürmüş BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon.  Bu da bir yöntem.  Tepkileri azaltarak, suyun akışına göre hareket etmek.

Gazeteden verilen haber, her iki tarafın da bu davete icabet edeceğini söyler.  Bir diğer deyişle artık masaya oturulup, ortak açıklama için bir tavır alınacak.

“Ortak açıklama” bir yerde bağlayıcı olacağı için, her iki taraf da temkinli davranıyor meseleye.

Şayet bana soracak olursa okurlarım, ben yine de iyimser değilim bu görüşmelerden bir netice alınacağı hususunda.  Geçmişte bu ve buna benzer çok yakınlaşmalar gördük de pek bir şey çıkmadı.

Belki birileri “Şimdi geçmiş dönemin şartları değildir” diyecek.

“Geçmiş dönem şartları da kendi içinde çelikçiler ve uzlaşmazlıklarla geçti” diyebilir miyiz?

Bence geçmiştekinden pek fark yoktur şimdi.  Değişen sadece görüşmeciler ve toplum liderleridir.  Değişim, Rumların yarım kanatlı kuş gibi uçuşlarından öte, hala AB’yi arkalarına alarak Kıbrıs’ın tek sahibi imişler gibi hareket etmeleridir ki, Rumlar kendi çıkarları doğrultusunda bu tür ayak oyunlarını çok iyi becerirler.

Daha da özetlersek, bu görüşmelerden bir şey çıkacağı yok.  Ama görüşsünler canım.  Hiçbir şey kaybedilmez görüşmekle. Önemli olan yapılacak ortak açıklamada bir uzlaşıya varılması ve geleceğe pencere açılmasıdır.

Diyelim ki ortak metinde anlaştılar.  Her iki tarafın halkları da bir beklenti içine girdi.  Yarın yapılacak ortak açıklamada tarafların tepkileri ve bu tepkilerle oluşacak kamuoyu psikolojisi çok önemlidir.

Yapılması muhtemel ortak açıklamanın içeriğinden memnun olmayan her iki tarafın milliyetçi kanadı, belki de meydanlara dökülecekler.  Belki de büyük pankartlar açılacak meydanlarda. “Bu iş olmaz” diyecekler.  Nitekim Rum siyasilerin bir çoğundan tepki var Anastasiadis’e masaya oturmaması için.  Türk tarafından da TMT Mücahitler Derneği’nden de “Tek egemenlik olmaz” sesleri yükseldi.

Herkes görüşlerini söylemekte haklıdır. Türk veya Rum olsun, görüş beyan etmek veya tepki koymak onların en doğal haklarıdır. Lakin ondan sonraki sürecin de, referandum olacağını unutmamak lazım.  Halk oylamasında bu belgenin kabul görüp görmeyeceği önemlidir.

Annan Planı’ndaki durumu görmüştük.  Türk tarafına yapılan yoğun baskılar ve umut pompalanması, neticede Türk tarafından “Evet”, Rum tarafından da “Hayır” neticesi çıkmasına neden oldu referandumda.

Bence yapılacak çok işler ve katedilecek çok uzun bir yol vardır.  İnsanlar umutlansalar da, bu görüşmelerden bir şey çıkacağını bekler olmaları da bir netice vermeyecek. Özellikle Türk halkı, temkinli davranarak, Rumların uzlaşmazlıklarına vurgu yapıyorlar.  Çoğu insan da “Rumlarla anlaşma olmaz arkadaş” ifadelerini kullanır.

Lakin öyle görülüyor ki, Amerika da bu işin peşine düştü ve ağırlığını koydu.  Zaten Amerika istedikten sonra bu iş çoktan biterdi. Lakin dünyadaki “siyaset terazisi”ni elinde tutan Amerika, uzağı görerek hareket ediyor.  Bir tarafta güçlü bir Türkiye, öte tarafta bir AB yolu, diğer taraftan batmış bir Yunanistan ve büyük güçlerin devreye girişi...

Neticede avuçlarımızı Allah’a açıp, “Allah sonumuza hayır getirsin” demek ve beklemekten başka çaremiz yoktur.