‘‘ Ölür ise ten ölür canlar ölesi değil ’’ denmiştir ya, itirazım var ten ne ki ölmesi kalması diye bir sorunsal olsun.
Değiştirdim.
Değiştirmek ne haddime mi, evet siyaset yapıyor ya da okul ödevlerini yazıyor olsaydım ne haddine sorusunu alır kabul ederdim
Ve fakat şair olduğum için ( brt programcıları bana şair muamelesi yapsaydı üzülürdüm ) değiştirmek vazife defteri aldığım günden beri boyun borcum.
Hatırlayan var mı kırmızı hareli ve yağ gibi kayan üstünde vazife defteri yazan çok kaliteli defterlerle okula gittik biz
Okullara giderken piyade tüfeği kadar boyumuzla siperlere de gittik.
Nedir ki ten.
Bir hiçtir bir sorunsal ve değer değildir haşa değerli insanlar da vardır ten olarak.
Can ama bir başkadır ve bir başka olan can kedilerin dokuz canlılığından bir can değildir
Başka bir değerdir can
Sanki de yazıda tutturduğum bu yol beni ‘‘ ölür ise ten ölür canlar ölesi değil ’’ meselesine getirdi gibi görünse de Yunus’u biçare ölümlüydü öldü ve yoktu matbaa varlığında bu hale rağmen ne söylediyse aştı günleri geceleri dağları denizleri çağları da geldi bu güne yolu var daha çok çok yarına yarınlara tıpkı Karacaoğlan gibi, Homeros gibi
Kimdi hızır paşa ki Pir Sultan ‘‘ yürü bre hızır paşa / senin de çarkın kırılır / güvendiğin padişahın / gün olur o da devrilir ’’ demesiyle vardır demeseydi iyiden idiğü belirsizler safında kalacaktı , kaç İngiltere kıralı kraliçesi bilirsiniz de Gandi diye bir çulsuz Hindu’yu bilmeyen yok.
Homeros ve Yunus atalarımızdır ve onlar can verirken bize biz de can olduk onların deyişlerine.
Karacoğlan affet ihmal ettikse seni, dünsüz yarınsız günün peşinde koşarken