Ünlü William Shakespeare, bir eserinde dünyayı kocaman bir tiyatro sahnesine benzetmişti.
Herkes bu sahneden geçer, herkes üstlendiği rolü oynar. Rolünü tamamlayan çekip gider. Gidiş o gidiş... Artık gidenin ilgisi kalmaz sahne ile.
Rolünü bitiren bir kez daha geri dönüp devam da edemez. Çünkü artık o ya toprakla özdeşleşir ya da uhrevi bir âleme göç eder ve artık ne Shakespeare'nin sahnesiyle ne de dünyayla olur iletişimi.
Önemli bir benzetiş değil mi sizce de...
Zaman zaman her insanın hayal gücünde yaşanmıyor mu benzer benzetmeler?
Ama ille de doğrudur diye onaylayamaz insan doğruluğunu bu tür benzetişlerin.
Her ne kadar da "teşbihte hata olmaz" denilse de literatürümüzde...
Çünkü hayal gücü, hakikatlerin gücü ile eş anlamlı değildir. Hayal gücü, hayallerin gücü olabilir sadece...
Ama nice hayal gücü ürünleri altüst etmedi mi dünyayı doğruluklarıyla?
Jules Verne'nin ne kadar çok hayali gerçekleşerek insanların hayretine neden olmuştur...
Birçok kitap yazmıştır olağanüstü hayal gücü ile ünlü yazar.
O hâlde bir sav karşısında "hayal gücü" deyip küçümseyici tavır göstermemeli insan.
Belki de nice harikalar hayal gücü ile başlar.