Öksüzdü, güçsüzdü. Desteksiz ve incecikti.
Rüzgârın esintisine göre dört bir yana sallanan, her an yere yığılacakmış gibi hisseden küçücük bir fidanı andırıyordu. Ya da kendisini öyle görüyordu.
Basılıp ezilmek, en büyük korkusuydu.
Hayattaki en büyük dayanağı olan babası artık yoktu. Onun kaybıyla birlikte, zihninde asla dolduramayacağını düşündüğü büyük bir boşluk oluşmuştu.
O günlerde kendisini çaresiz hissediyordu.
İnsanlarla ilişkileri iyi olmasına rağmen, bu acı kayıptan sonra sanki herkes çevresinden uzaklaşmıştı. Buna karşılık dünya, kendi gözünde eskisinden iki kat daha büyümüştü.
Ve bu devasa dünyanın içinde, giderek küçülen bir varlığa dönüşmüştü.
Bu küçülme duygusu, yok olma korkusunu da beraberinde getiriyordu.
Aslında haksız da değildi.
Anlaşılması güç nedenlerle derin bir yalnızlığın içine sürüklenmişti.
Ancak uzun süre bu karanlığın içinde kalmadı.
Yaşamına devam edebilmek için bu karabasandan çıkması gerektiğini biliyordu. Aksi hâlde silinip gidecekti.
Bir zamanlar babası olmadan tek başına adım bile atamayacağını düşünen o kişi, zamanla güçlendi. Cesaret kazandı, kişiliğini yeniden inşa etti.
Artık dünya onsuz değildi.
O da dünyanın bir parçasıydı ve varlığını kabul ettirmeyi başardı.
"Ben de varım." dedi.
Ve gerçekten de var olmayı başardı.
Üstelik bundan sonra, arkasına aldığı bu güçle, hayallerini bile gerçekleştirebileceğine inanıyordu.
Gündem
3.Sayfa
Spor
Dünya
Türkiye
Güney
Bir Karabasandan Kurtulmak
Teoman Ersöz
Yorumlar