Okumuşsunuzdur herhalde, bir süre önce bu sütunda Mutlak Butlan ve Kemal Kılıçdaroğlu başlıklı bir yazı dizisi kaleme almıştım.

Bu diziyi okuyan bazı akl-ı evvel arkadaşlar “vay be” demişler, “Veziroğlu artık Türkiye’yi de eleştirmeye başladı”.

Belli ki halt etmişler…

Ya da okuduklarını anlamamışlar.

Çünkü o yazı dizisinde hedef Türkiye değil, Mutlak Butlan’dan önce 13 yıl boyunca bütün tükürdüklerini Mutlak Butlan’dan sonra yalayan Kemal Kılıçdaroğlu idi.

Bu arada o yazı dizisinde bir Türkiye mahkemesinden çıkan Mutlak Butlan ve Tedbir kararları da hukuken eleştirilmişti.

***

Ben bir Türk’üm ve Türkiye benim anavatanımdır.

Benim ve halkımın kaderi Ankara’ya bağlıdır.

Türkiye olmadan Kıbrıs Türk’ü olamaz.

Dolayısıyla Türkiye’de olan biten her şey ve hatta sinek uçsa beni ve halkımı hayati düzeyde ilgilendirmektedir.

Bu sıfatımla ben Türkiye’deki herhangi bir siyasal iktidarı eleştirebilirim, çünkü Ankara’daki hiçbir siyasal iktidar tek başına Türkiye demek değildir.

Hiçbir siyasal parti ve hatta partilerin tamamı da tek başına Türkiye değildir.

Hangi parti görevde olursa olsun, Ankara’daki yalnız siyasal iktidarı ve yalnız siyasal partileri değil, herhangi bir cumhurbaşkanını, herhangi bir bakanı, herhangi bir valiyi, herhangi bir bürokratı ve Türkiye dışında görevli herhangi bir Türk diplomatını da eleştirebilirim, çünkü bunların tamamı da Türkiye demek değildir.

Liderimiz Dr. Fazıl Küçük bütün mücadele hayatı boyunca hep “Kıbrıs meselesi anavatansız çözülemez” demiştir. Türkiye’nin ne demek olduğu ve ne anlam taşıdığı bu veciz sözlerde gizlidir.

***

Nitekim yukarıda belirttiğim ve benimsediğim ilkelere uygun olarak yeri geldikçe Türkiye’deki siyasal iktidarları da eleştirdim, siyasal partileri de.

Meselâ Demirel’i de eleştirdim, Turgut Özal’ı da eleştirdim, Tansu Çiller’i de eleştirdim. Ve “yes be annem” döneminde malûm Annan Plânı odağında AKP iktidarını da eleştirdim, zamanın Başbakanı Tayyip Bey’i de eleştirdim, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ü de eleştirdim.

Hem de ne eleştirme…

Annan Plânı’nın peydahlandığı ve New York’taki bir hastanede Denktaş’ın yatağına boca edildiği 2002 yılı Kasım ayından 2004 yılındaki referanduma kadar yaklaşık 2 yıl boyunca hiç durmaksızın ve amansızca eleştirdim.

Denktaş’ın tavrı doğrultusunda benim ve diğer mücadelecilerin bu baptaki eleştirileri en sonunda kesin şekilde haklı çıktı.

Ve Tayyip Bey bir gerçeği ifade ederek Avrupa Birliği tarafından aldatıldığını açıkladı, bunun neticesi olarak da federasyon hayallerine nokta koyarak “iki devlet” dedi.

Yalnız Tayyip Bey değil, bizim cumhurbaşkanımız Mehmet Ali Talât da “hem Avrupa Birliği tarafından aldatıldım, hem de AKEL tarafından” diyerek bizim eleştirilerimizi o da haklı çıkardı.

Bendeniz şu anda “federasyon bitmiştir, artık tek çare iki devlettir” diyen Ankara ile kesinkes aynı hizadayım.

***

Yukarıda kimlerin ve nelerin Türkiye olmadığını belirtmeye çalıştım.

Ama elbette bir Türkiye vardır ve bunun bir de anlamı vardır.

Türkiye nedir ve nelerden oluşur, bunu da bir sonraki yazımda irdeleyeceğim.

Türkiye’nin benim için ne olduğunun ve ne olmadığının bilinmesini isterim.

Bunun gereğini yapacağım.