Kılıçdaroğlu’nun Türkiye siyasetindeki mutlak butlan sonrasındaki madrabazlıkları artık kabak tadı vermiş bulunmaktadır. Bu yazı serisi de kabak tadı vermeden bugün noktalayalım.
Bunu yaparken günlerden beri yazdıklarım ışığında Kılıçdaroğlu’nun siyasal şahsiyetinin bir fotoğrafını çekmekte fayda var.
Belli ki Kılıçdaroğlu’nun siyasal şahsiyetinde madalyonun iki yüzü var. Mutlak butlandan önceki Kılıçdaroğlu ve mutlak butlandan sonraki Kılıçdaroğlu.
İkisi arasında hiçbir benzerlik yok, tamamen farklı.
Meğer bizim mutlak butlandan önce tanıdığımız Kılıçdaroğlu uydurma bir şahsiyet imiş, gerçek Kılıçdaroğlu mutlak butlandan sonra ortaya çıktı.
***
Bugünkü Kılıçdaroğlu’nun siyasal şahsiyeti artık inkâr edilemeyecek kadar kesinleşmiş haldedir, başlıca karakteristik vasıflarını sıralamak gerekirse ortaya şöyle bir manzara çıkmaktadır:
Demokratlıkla, demokrasiyle en küçük bir bağı kalmamış bir adam.
Siyaseten ilkesiz bir adam.
Tutarsız bir adam.
Siyasal dürüstlükten, siyasal etikten tamamen kopmuş bir adam.
Mutlak butlandan önce bütün söylediklerini ve kendi kendini mutlak butlandan sonra inkâr eden, kendi kendini tekzip eden, kendi kendini sıfırla çarpan bir adam.
Deyim yerindeyse dün tükürdüklerini bugün teker teker yalayan bir adam.
Dün Ekrem İmamoğlu için “evlâdım” diyordu, Silivri cezaevine konduğu zaman “İmamoğlu’na ve ailesine sahip çıkmak namus borcumuzdur” diyordu.
Şimdi Ekrem İmamoğlu’nu insafsız ve gaddar bir şekilde yolsuzlukla suçlamaya yeltenen, İmamoğlu için “arınsın da gelsin” diyerekten iftira yağmuruna tutan, dün tükürdüğünü bugün yalamaktan zevk alan bir adam.
Namus borcuna bağlılığı işte böyle bir adam.
***
Kindar, intikamcı bir adam.
Oysa politikada kinin yeri yoktur.
Neden saldırıyor Ekrem İmamoğlu’na?
Nedeni belli…
Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkanlığı kaybettiği kurultayda İmamoğlu’nun Özgür Özel’den yana tavır koyduğu herkesin bildiği bir gerçek.
Kılıçdaroğlu işte bundan dolayı düşman kesilmiştir İmamoğlu’na.
Oysa bir kurultayda bir delegenin şu veya bu adaydan herhangi birine destek çıkması demokrasinin alfabesidir.
Ama belli ki Kılıçdaroğlu partide tek adam olma sevdasında.
Bir yandan Tayyip Bey’i tek adam diye itham etmekte, buna rağmen kendisi de parti içinde tek adamlığa soyunmakta.
***
Kılçdaroğlu insafsız ve kindar bir adam.
Ya hukuktan zerre kadar haberi olmayan, hukuka zerre kadar saygısı bulunmayan, ya da hukuk açısından cahiliye dönemini yaşayan, insan haysiyetinin temel koruyucusu masumiyet ilkesini çatır çatır ayaklar altına alan bir adam.
Hem Türkiye’de adalet yoktur diyor, yargı bağımsız değildir diyor, o bağımsız değildir dediği mahkeme bile İmamoğlu’nu henüz mahkûm etmemişken dün evlâdım dediği adamı suçlu ilân ediyor. Oysa ceza hukukunun temelini teşkil eden masumiyet ilkesine göre bir kimse mahkemece mahkûm edilmedikçe masumdur, suçsuzdur.
Masumiyet ilkesi o kadar hassas ve o kadar hayatidir ki ben elime bir silâh alıp sokak ortasında bir insanı vurup öldürsem bile mahkemece mahkûm edilinceye kadar hiç kimse bana katil diyemez.
Oysa İmamoğlu yargılandığı hiçbir davada mahkûmiyet almadığı halde “ona ve ailesine sahip çıkmak namus borcumdur” dediği adamı utanmazca karalamaya kalkışmaktadır.
Ayrıca hem Türkiye’de adalet yoktur diyor, mahkemelerin adalet değil adaletsizlik ürettiğini iddia ediyor, hem de adalet üretmediğini iddia ettiği Türk yargısından çıkan bir karara dayanarak Genel Başkanlık koltuğuna yapışma yüzsüzlüğünü gösteriyor.
***
Kılıçdaroğlu 13 yıl Genel Başkanlık yaptığı CHP’de girdiği çok sayıda seçimden bir tekini bile kazanmış değildir, bundan dolayı demokratik ilkelere göre asıl namus borcu Genel Başkanlıktan çekilmekti, bunu da yapmadı, ama yüzü hiç kızarmadı.
Koltuk sevdalısıdır.
Koltuk sevdası yüzünden yalnız CHP’yi değil, bütün Türkiye’yi ateşe sürüklemekten kaçınmayan ve çekinmeyen bir yapıya sahiptir.
***
Uzatmaya gerek yok.
Kemal Kılıçdaroğlu Türkiye siyaseti açısından bir kâbus ve felâketten ibarettir.
CHP ve Türk milleti bu kâbus ve felâketi defetmek zorundadır.
Asıl arınması gereken İmamoğlu değil, bizzat Kılıçdaroğlu’dur.
CHP ve Türk milleti de Kılıçdaroğlu’dan arınmakla mükelleftir.
Bu arınma olmadıkça Türk siyaseti temize çıkmış sayılamaz.
***
Not – 30 Haziran 2026 tarihli yazımızda yer alan “Özgür Özel’e mukavele etmek, hava basmak istiyordu” şeklindeki cümle “Özgür Özel’e mukabele etmek, hava basmak istiyordu” şeklinde olacaktır, düzeltir özür dileriz.