Cumhurbaşkanı Erhürman son dönemde zaman zaman şu mealde açıklamalar yapmaktadır:
1) Müzakere zemini oluşmadıkça müzakere olmaz.
2) Eşitlik yoksa çözüm de olmaz.
3) Bizi yok sayanları, bizi görmezden gelenleri biz görmezden gelmeyeceğiz.

***
Bunlar elbette doğru söylemler ve doğru tavırlardır. Ne var ki bunların zaman içinde altlarının doldurulması, soyuttan somuta geçirilmesi gerekmektedir. Meselâ genel bir kavram olan eşitlik söylemi uygulamada nasıl hayata geçirilecektir, bu noktada şeffaf olunması kaçınılmazdır. Bir başka ifadeyle eğer masaya gidilecekse neyin konuşulacağını, neyin müzakere edileceğini halk bilmelidir. Masada iki devletli çözüm mü olacak, federasyon mu olacak veya bunların karması yeni bir formül mü aranacak, bunlar halktan gizli kalmamalıdır.

***
Erhürman’ın açıklamaları ortada.
Peki, Rum tarafından hangi sesler gelmekte, Rum lider Niko hazretleri neler yumurtlamaktadır?
Rum basını, herhalde Niko’ya atfen yazmaktadır, son günlerde şöyle diyor:
- Biz hazırız, her şey Erhürman’a bağlı.

***
Ne demek bu?
Şu demek:
- Biz hazırız, biz iyi niyetliyiz, biz müzakere ve çözüm yanlısıyız, ama bunlar yeterli değildir. Top bizde değil Erhürman’dadır, hizaya gelsin ve masaya buyursun.
Niko’nun bizzat kendisi ise yakın geçmişte şunları vurgulamıştır:
1) EOKA bir kahramanlık destanıdır.
2) EOKA’yı ve kahramanlıklarını çocuklarımıza da öğretmeliyiz.
Aynı Niko bir ay kadar önce, 21 Aralık 1963’ün yıl dönümünde ise, Kanlı Noel’e atıfta bulunarak şöyle buyurmuştur:
- 21 Aralık 1963 olaylarını biz başlatmadık, Türk’ler başlattı, Türk’ler devlete isyan ettiği için bu olaylar meydana geldi.

***
Bir insanın Kanlı Noel’in sorumluluğunu Kıbrıs Türk halkına yükleyebilmesi için her türlü ahlâk ve utanma duygularından sıyrılmış olması gerekir.
Nitekim sıyrılmıştır.
Kafa, işte bu kafa.
Adam hiç utanmadan ve arlanmadan süt beyaz değil karadır diyor, adam her türlü ahlâk duygusundan arınarak güneş doğudan değil batıdan doğar diyor.
Kanlı Noel’in günahını Kıbrıs Türk’üne yüklemenin bundan farkı ne?

***
Ve bütün bu gerçeklere, bu kafanın bir iskelet misali suratımıza karşı sırıtmasına rağmen hâlâ federasyondan, federal çözümden dem vuranlar var.
Ne federasyonu, ne masası, ne çözümü ve neyin müzakeresi?
Bu kafayla, bir şeyi oturup konuşmak, müzakere etmek, çözüm aramak ve masada federasyonculuk oynamak mümkün mü?
Gerçek şu ki bu kafayla federasyonculuk oynamak değil, masaya gitmek bile caiz ve mümkün değildir.
Neyin federasyonculuğunu sahneye koyacak ve oynayacağız?
Herhalde teslim federasyonculuğunu.
Zaten adamlar “biz hazırız, her şey Erhürman’a bağlı” derken anlatmak istedikleri de budur.
Bize “gelin, federasyonculuk maskesi altında teslim olun” diyorlar.
Federasyon maskesi altında ENOSİS’e giden yolda yeni bir sıçrama tahtası arıyorlar.

***
Ben soruyorum:
- Bu Kıbrıs Cumhuriyeti ENOSİS’e giden yolda bir sıçrama tahtasıdır…sözleri acaba Dr. Fazıl Küçük’e mi aittir?
- Akritas Plânı’nı Denktaş mı hazırladı?
- Türkiye Kıbrıs Türklerini kurtarmaya gelecek olursa kurtaracak Türk bulamayacak…ifadesi Dr. Küçük’ün ağzından mı, Denktaş’ın ağzından mı çıkmıştır?
Lâfa bak…
Kanlı Noel’i biz başlatmışız.
Ey federasyoncular…
Rum’u ve Rum’un bu kafasını anlamak için daha ne demelerini beklersiniz?
Ne demelerini beklersiniz ki hâlâ saklambaç misali federasyonculuk oynamaktasınız?

***
Niyetiniz hâlâ federasyonculuk olduğuna göre ne gerek var müzakereye, ne gerek var masaya, ne gerek var 57 yıl daha masalarda dirsek çürütmeye?
Teslim olmanın federasyonculuktan daha kolay yolları da vardır.
Rum’a söyleyin ne istediğini, bir kâğıda yazıp getirsin, siz de gözlerinizi kapayıp atın imzayı, olsun bitsin.
Masalarda yormayın nazik bedenlerinizi.