Malum sabahları haber kanallarını tarayıp tarayıp dururuz.  Hangisi ilgimizi çekerse, onda dururuz.  Dünkü kanal taramamda çok değerli dostum gazeteci ve televizyon yayıncısı Reşat Akar’ın hazırlayıp sunduğu “Taşkent Kaliamı Belgeseli”ne rastladım.  İyi ki rastlamışım.  Çünkü geçmişi hatırlama adına anlatılanlar, benim için daha derinlikli ve daha da acı vericiydi.

            Evvela Reşat Akar’ı yürekten kutlarım bu belgeseli hazırladığı için.  Şu anda hala Rumlarla müşterek bir hayatı arzulayan bir kısım insanımız var.  Tabii bu arada Türkiye’ye girişi yasaklanan bazı siyasi ve yazarların konusu da gündemde duruyor.

            Bu insanlar neden Türkiye ile ters düştüler?

            Bu da ayrı bir tartışma konusu.  Herhalde bu konuyu ayrı bir başlık altında yorumlamak lazım.

            Özellikle Kıbrıs Türkü’nün ulusal davasını endirek sabote temeye veya dinamitlemeye çalışanlara bir mesaj niteliği taşır Reşat Akar’ın “Taşkent Kaltiamı belgelesi” diye düşünüyorum.

            Bu program çok iyi planlanarak çekimleri yapılmış, olayı yaşayan insanlar konuşturulmuş ve Rumlar tarafından güneydeki Dohni (Taşkent) köyündeki evlerinden alınıp götürülen Türk erkeklerinin akibeti ve mezarları görüntülenmiş.

            Tamı tamına 84 Türkü evlerinden alıp götüren EOKA’cılar, onları meçhul bir yere götürüp tümünü kurşunlamışlar ve onların içlerinde hafif yaralarla kurtulan Suat Hüseyin hayatta kalabilmiş.

            Katliam çukuruna konmuş olan 84 Türkün dramı bir filmlere konu olacak kadar acı ve hüzün vericidir.  Suat uzun uzun anlatıyor olayın şeklini...

            “Hepimizi Ayfilya diye bir bölgeye götürdüler. Orada kazılmış bir çanak gibi çukura koydular ve birden hepimizi taramaya başladılar.  Cesetler üzerime düşüyorlardı.  Tümünün sıcak kanı bedenimi sarmıştı.  Dehşet verici bir durumdu.  Kurşunlanan kardeşlerimizin öldüklerinden emin olmak için katil EOKA’cıların oradan uzaklaştırıldıklarına kanaat getirince yavaş yavaş olduğum yerden çıktım ve binbir zorluklarla İngiliz üslerine sığındım.”

            Tamı tamına 83 insanın cesetleri o çukurun içinde kaldı.  Yıllar sonra da o çukurdaki kemikler çıkartılarak devlet töreni ile Taşkent Şehitliğine gömüldüler.  Tabii ki Suat’ın ifadeleri de dünya kamuoyu gündemine oturdu.

            O belgeselde Reşat Akar mikrofonu eline aldı, kameranın karşısına geçti ve o mezarların arasında dolanarak, olayı bütün çehresi ile dünya kamuoyunun bilgisine sundu.

            Ara ara konuşturulan şehit eşlerinin hikayeleri de yürekler acısı.  Bu insanların anılarında kalan son görüntüler, son bakışlar ve son duygular gerçekten acı vericiydi.

            Bir şehit eşi şöyle diyor...

            “Eşimin son kez bize sarılması ve son bakışı hala anılarımdadır.”

            Bir başka şehit eşi ve şehit anası da kendi hikayesini anlattı.  O ölümden kurtulan birkaç kişinin dağlara saklanarak kurtuluşları esasında bir mucizeden başka birşey değildir.

            Olayın vuku bulduğu tarih, İkinci harekatın başladığı gündür.  Türk askeri kuzeye çıkarma yapıp kuzeyde bir bölge elde edince, bu kez ateş-kes olmuştu.  O ateş-keste, Cenevre’de görüşmeler başlamıştı.  Görüşmede zamanın Dışişleri Bakanı Turan Güneş ve KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’la Rum Toplumu Lideri Glafkos Kleridis vardı.

            Denktaş, Ankara’nın isteği doğrultusunda çizdirdiği alternatif çözüm haritalarını da beraberinde götürmüş ama Cleridis bunların hiçbirine onay vermemiş, ille de tutturmuştu Türk askeri adadan çıksın diye.

            Cenevre görüşmeleri akamete uğrayınca Turan Güneş de o şifreli mesajı vermişti.

            “Ayşe tatile çıkabilir” demişti.

            Turan Güneş’in sözünü ettiği “Ayşe” gerçekte Türk ordusuydu.  Nitekim 14 Ağustos 1974 günü İkinici Harekat başlamış ama Rumlar da acımasızca Türkleri katletmişlerdi.  Türk askeri doğuya hareket ettiğinde de diğer fanatik Rumlar, Muratağa ve Sandallar’daki savunmasız kadın, çoluk çocuk ve savunmasız insanlarımızı katlederek bir çukura gömmüşledi.

            Rum fanatikler, hareketa ve Türk çıkarmasına bir tepki olarak güneydeki kardeşlerimizi katletmişlerdi. En büyük kurbanlar, 83 Taşkentli Türk erkekleri oldu.

            Reşat Akar’ın bu belgeselini her Türkün izlemesi gerekir diyorum.  Bu belgeseli izlesinler ki, “birleşik Kıbrıs” sevdasından vaz geçsinler.

            Bu cani Rumlarla mı yeni bir gelecek kuracağız?

            Eline ve diline sağlık Reşat Akar kardeşim. Böyle bir belgeseli hazırlamak, bazı insanlara da bir nazire olmuş oldu.