Liderlik, genel anlamda ve öncelikli olarak sosyolojik bir kavramdır.

Liderlik, sosyolojik bir fenomen olarak ele alındığında ve tarihsel perspektiften bakıldığında, liderlerin doğuş nedenlerine göre farklı liderliklerin ortaya çıktığı görülmektedir. Bir takım sosyolojik koşullara bağlı olarak farklı liderlikler doğmuştur. Örneğin bu koşullar kapsamında kurtuluş bir faktör olabilir. Demek ki çok güçlü bir kurtuluş gereksiniminin doğmasına neden olan büyük bir kurtarıcı liderin ortaya çıkışı toplumsal bir zaruret olur.

Örneğin Atatürk gibi bir liderin doğuş sebeplerinden en başta geleni kurtarıcılık misyonudur. Ama Atatürk, bir milleti kurtarmakla da kalmamış, ardından modern bir devlet de kurmuştur.

Ömrünü tamamlamış, sadece ülkesinde değil, tüm dünya düzeyinde nüfuzunu da yitirmiş totaliter ve teolojik evsaftaki padişahlık sisteminin küllerinden, milleti ve ülkesini Cumhuriyet'i kurarak demokrasiye taşımıştır. Bu modern devletin kurumlarının temellerini de devrimlerini uygulayarak atmıştır. Sonra da tutsak dünya uluslarına, aynı sosyolojik gereksinmeleri gidermek için örnek ve rehber olmuştur. Bununla evrenselliği hak etmiştir büyük lider Atatürk.

Tarih kapsamında ahlaki yozlaşmalar, tarihin belli dönemlerinde dinî liderleri de doğurmuştur. Örneğin adına peygamber denilen ve evrenselliklerini günümüze kadar devam ettirmiş büyük dinî liderler vardır. Güçlerini Tanrı'dan almış bu büyük dinî liderler, Tanrı'ya atfen yarattıkları felsefe sistemleriyle ölümsüzlüğe nail olmuşlardır. Hazreti İsa'nın İncil'i, Hazreti Muhammed'in önderliğini yaptığı Kur'an-ı Kerim, Hazreti Musa'nın Tevrat'ı... Daha birçok dinî lider...

Bunlar evrensel liderlerdir. İnsan, sosyal bir varlık olduğundan beri daima liderler yaratmış, liderlerle yönetilmiş ve liderleriyle temsil edilmiştir.

Toplumlar tarih sürecinde ölümsüzleşmiş savaş liderleri de doğurmuştur. Yayılmacı devletler kuran savaş liderleri de tarihin derinliklerinde yer almıştır. Mesela Büyük İskender, Napolyon, Hitler, Attila, Kanuni Sultan Süleyman, Fatih Sultan Mehmet... Bunlar evrensel karakterli mi, yoksa ömrünü yitirmiş savaşçı liderler mi? Takdir sizin, takdir tarihin, tarihçinin ve sosyoloğun...

Ama demokratik sisteme geçince toplumlarda artık halk iradesi doğurur liderleri.

Gerçi Orta Çağ geleneğinden kopmayan, seçilmemiş, bir soyu temsil eden, geleneksel saygıdan güç alan krallıklar ve şeflikler hâlâ vardır. Fakat onların çoğu semboliktir. Zaman sürecinde erklerini kaybetmeye mahkûmdurlar.

Artık kralları üreten asil sınıflar kalmamıştır dünyamızda.

Ancak liderleri belirleyen halk iradesidir ve liderler belirli sürelerle halk iradesini temsil ederler. Bazen seçimle gelmelerinin yanında, karizmatik kişilikleriyle liderliklerini perçinleyen ünlü liderler de ortaya çıkar toplumlarda.

Ama bazen de demokrasiyi hiçe sayarak başka toplumların liderlerini tayin etme gibi antidemokratik yöntemler gelişebilir bazı toplumlarda. Bu açık seçik antidemokratik ve totaliter bir uygulamadır. Geçicidir de mutlaka. Çünkü her toplum kendi erkine sahip olmak, kendi kaderini kendi tayin etmek ister. Ve bu tamamen demokratik bir haktır.

Er geç bu hakkını her toplum elde eder ve iradesine sahip olur, iradesini kendisi kullanır. Özetle kendi ülkesinin efendisi olur.

Hak yiyici totaliter zihniyet, tarihin karanlığında yok olmaya mahkûmdur.