Bugün 30 Aralık 2025 Salı! 2025’in sondan ikinci günü! Yarın saat 24.00’ten başlayarak kendimizi 2026 yılında bulacağız.
Yeni yıla girerken, ülkemizin durumuna üzülmemek olası değil! Saymakla bitmeyen yığınla sorunumuz var ama durumu düzeltecek ve düzeltmekle yükümlü olan siyaset kurumuna bakıyorsunuz, yürekler acısı! Saygınlığı ve güvenirliği yerlerde sürünüyor. Ana fonksiyonu sorun çözme ama bu konuda yeteneksiz ve beceriksiz! Bırakın sorun çözmeyi, kendisi “sorunlu” ve “sorun!” Temel sorun bu! Yani sorunun esas kaynağı siyasetin ta kendisi!
Elbette sözüm, daha iki ay önce Cumhurbaşkanlığı’na gelen Sayın Tufan Erhürman’a değil. Onun işi de çok zor! İç politikayı bir yana bıraksak bile zor! Her şeyden önce 2024’ten 2025’e geçerken olduğu gibi, 2025’ten 2026’ya geçerken de insanlık, uluslararası toplum/ilişkiler/hukuk ve Dünya Barışı ile ilgili değerlerin ayaklar altına alındığı, orman kanununun acımasızca egemen olduğu bir garip aleme dönüştü. Tarihin en büyük ve korkutucu silahlanma yarışı ve dillerden düşmeyen “üçüncü dünya savaşı” söylemleri ayyuka çıkmış durumda! Bundan dolayıdır ki, -yanılmayı çok isterim ama- 2026’nın 2025’ten pek farkı olmayacak gibi görünüyor. Hatta belki de çok daha kötü olacak! Özellikle bizim coğrafyamız bağlamında!
Bu Ada’da federal bir yapılanmanın, hayalin de ötesinde bir ütopya olduğu yönündeki görüşüm değişmedi ama Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın duruşunun, Kıbrıs sorununu konusunda diplomasiye alan açtığı ve uygun ortam yarattığı da bir gerçek! Hristodulidis görüşmeler hemen başlayabilir söylemini ağzında sakız yaptı ama bir yandan da sürecin kendi doğruları içinde olması ya da sürecin önünü tıkamak için yoğun ve aktif çaba içinde! AB Dönem Başkanlığı’nı arkasına saklanarak kullandığı söylem ve yapmaya çalıştıkları, Lübnan’la imzaladığı deniz yetki anlaşması, Hindistan’ın Türkiye’yi saf dışı edecek ticaret yolundan dışlama çabasına sarılması, Türkiye’yi enerji denklemi dışında tutma manevraları, Güney Kıbrıs’ı ağır silahlar ve yabancı askerlerle doldurması, silahlanma çılgınlığı ve bir anda aklıma gelmeyen başka girişimleri yanında İsrail ve Yunanistan’la kurduğu ittifak, bana göre bir anlamda Tufan Erhürman’ın önünü kesme “mikroplukları”dır. Buna taşınmazlarla ilgili yeni “mikropluklar” peşinde olmasını ekleyin.
Elbette ki Sayın Erhürman’ın eli armut toplamayacak ama Rum tarafının, süreci “gayya kuyusu”nda tutup kendi yolunda yürüme stratejisini ve bunun bizim için yaratabileceği durağan ve olumsuz ortamı anımsatma gereğini duyuyorum. Bana göre Sayın Erhürman’ın en büyük başarısı, gayya kuyusuna düşmeden süreci varabileceği son noktaya getirebilmektir. Bu süre, öngörüldüğü gibi bir yılı aşmamalı, hatta olanak bulunursa daha erken bir zamanda tamamlanmalıdır.
***
2025’te siyasete karşın güzel işler de yapıldı, 2026’da da yapılacak biliyorum ama bu olumsuz ortamda bunları dile getirmenin anlamı yok! Günü gelince paylaşırız.
Her şeye karşın, güzelliklerle dolu güzel bir yıl dilerim.
2025’ten 2026’ya Geçerken
İsmail BOZKURT
Yorumlar