Siz okuyuculara çok ters gelecek biliyorum ve size ters gelmesini umursamadan dümdüz söylüyorum.

Kıbrıs adasında ve Kıbrıs Cumhuriyeti ülkesinde 1960 yılından beri olup biten bitmeyen her şeyden sonra, Dünya halkları ve dahi devletleri Kıbrıs Türk halkını haklı buluyor.

Haklı buluyorlar bulmasına da bir de uymak zorunda oldukları kurallar tüzükler şartlar var işte o kurallar şartlar ( misal : BM şartı ) nedeniyle her hangi bir oylamada, neyin olduğunu nasıl olduğunu, nasıl olması gerektiğini anlatmakta çok başarısız olan Kıbrıs Türk halkı lehine değil, yasalar kurallar çerçevesinde devlet olan Kıbrıs Cumhuriyeti ve bağlantılı olarak Kıbrıs Rumları lehine oy veriyorlar.

Üzerinde bir dakika bile düşünmeden lânetlediğiniz o meşhur 4 mart 1964 tarihli ve 186 sayılı karar var ya, işte o karar oluşturulurken ve oylanırken BM üyesi devletlerin, o karara olumlu oy verme nedenlerinden birisi ve belki de en önde geleni, küçücük bir milli topluluk olan Kıbrıs Türklerini, devlet otoritesini fiilen ve tamamen ele geçirmiş olan Cumhurbaşkanı Başpiskopos Makarios’un bağnazlığına ve zulmüne karşı ellerinden geldiğince korumak kollamaktı.

Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı New York’taydı ve kiliseyi ya da Kıbrıs Rum halkını temsilen orda değildi, ya kimi neyi temsil ediyordu, kuruluş anlaşmasının altında at nalı gibi imzaları bulunan iki yerli ( yerel değil ha ) iki yerli imza sahibinden biri olarak ve hatta eşitler arasında birinci imzacı olarak Kıbrıs Cumhuriyeti devletini temsilen ordaydı.

Birisini diğeri ile yarıştırmak gibi sersemce bir yaklaşımla değil ama o günlerde New York’taki tabloyu netleştirmek için yazıyorum Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ve Kıbrıs Cumhuriyeti içindeki kurumlardan biri olan Kıbrıs Türk Cemaat Meclisi Başkanı ordaydı.

Ve evet şükürler olsun ki BM üyesi devletler meseleyi Kıbrıs Cumhuriyetindeki çoğunluk nüfusun, sayıca çok daha az milli topluluğa yönelttiği nerdeyse etnik temizlik olarak da değerlendirilebilecek baskıcı yönetim anlayışına karşı, horlanan ezilen / horlanmaya ezilmeye çalışılan ve de esas itibarı ile, devletin hem de eşit haklara ( kurucu anayasasının amir hükümlerine göre ) sayıca eşit olmamakla birlikte hukuken eşit haklara sahip ( anlamaya çalışın ltf kuru bir eşitlik kavramından söz etmiyorum, eşit haklılıktan söz ediyorum ) KC devletinin kuruluşunda ve bekasında eşit haklılık diyorum ( savunma ya da maliye, dışişleri bakanlıklarından birisi anayasaya göre mutlak olarak Türk olacak hükmü ve diğer pek çok Anayasa hükmü Kıbrıs Türk halkının EŞİT HAKLILIĞININ hem göstergesi ve hem de kanıtı değil mi.

BM üyesi devlet temsilcileri, Kıbrıs Türk halkının, kurucu anayasaya rağmen, sayıca çok olmanın diktası peşinde koşan Kıbrıs Rum tarafına isyan etmekte yerden göğe kadar haklıdır, bu koşullar altında isyan etmek ASİ olmak boyun eğmemek meşrudur anlayışı ile 4 Mart tarihli 186 sayılı kararın öyle çıkmasını uygun görmüşlerdir ve o yıllarda adaya müdahale etmesi imkansız olan Türkiye’nin de onayı ile adaya BM BARIŞ GÜCÜ GÖNDERİLEREK adada barışın düzenin bozulmuş olduğunu kayıt altına alarak devlet gücünü tamamen eline geçirmiş olan Rumlara karşı Kıbrıs Türk halkını hem savaşın ve hem de barışın eşit tarafı olarak tescil etmiş ve olası bir katliamlar silsilesini de engellemiştir.

Ve bu tarihi kararın ne manaya geldiği üzerinde zerre kadar kafa yormayan bir Bilgisizlik bizi bu günlere getirmiştir.

Kıbrıs adasında ve Kıbrıs Cumhuriyeti ülkesinde 1960 yılından beri olup biten, bitmeyen her şeyden sonra Dünya halkları ve dahi devletleri Kıbrıs Türk halkını haklı buluyor.

Öyle olmasaydı ambargolar altında inletirlerdi