Geçmiş yazılarımda zaman zaman şöyle bir vurgu yapmıştım:
-Her milletin, her halkın hainleri olduğu gibi bizim de hainlerimiz vardır, hainsiz halk ve millet yoktur.
Bu ifadeyle galiba kimilerinin nasırına basmıştım. Kıyameti kopardılar. Herkesi hainlikle suçladığımı öne sürdüler.
Oysa herkesi suçlamıyordum, herkes hain değildi, isim vermeksizin belli sayıda bazı kişileri hedef almıştım.
Üstelik onlara vatan haini de demiyor, siyasal ihanetten bahsediyordum.
Siyasal ihanet ile ceza yasasında tarifi verilen vatan hainliği aynı şey değil, başka başka ve farklı şeylerdir.

***

Neyse, şimdi artık gelelim sadede.
Atatürk Anadolu’da inanılmaz zorluklar içinde bir Kurtuluş Savaşı verirken İstanbul hainlerle doluydu. O hainlerin başında da Padişah Vahdettin vardı. Vahdettin’in ihanet kâhyalığını ise Şeyhülislam Mustafa Sabri yapıyordu. Mustafa Sabri yazar Yılmaz Özdil’in ifadesiyle bir İngiliz finosuydu. Mustafa Kemal Paşa’nın idam fetvasını bizzat yazdı, padişahın da idam fermanı çıkarmasını sağladı.
Atatürk, İsmet Paşa ve Atatürk’ün diğer silâh arkadaşları için şöyle diyordu:
-Kudurmuş haydutlar, hainler, caniler, Allah’tan korkmayan, peygamberden haya etmeyen mahlûklar. Mustafa Kemal ve Ankara hükümeti kahpedir. İngiliz’lerin, Fransız’ların ve diğer devletlerin iki paralık Mustafa Kemal kuvvetinin baskısına boyun eğerek İstanbul’dan çekip gitmelerini ancak Kemalist Türk aklı kabul edebilir. Yunan’lılara fazla zayiat verdirmek bizim için hayırlı olmaz, İngiliz’leri kızdırırız. İngiliz gibi muazzam bir devlete karşı katiyen kazanma ihtimali yoktur. Yunan ordusu Halife’nin ordusudur, asıl kafası koparılacak mahlûkat Ankara’dadır.
Bu hain Şeyhülislam o sıralarda Mustafa Kemal Paşa’nın yanında yer alan Denizli, Isparta, Uşak, Sinop ve Antalya müftülerini görevden aldı. Ankara müftüsü Börekçizade Rıfat Efendi için de idam fetvası çıkardı, padişah da onayladı.

***

Şeyhülislam Mustafa Sabri, belki inanamayacaksınız ama, Yunan ordusunun Ankara kapılarına dayandığı günlerde işgâl altında bulunan İzmir’deki Yunan Yüksek Komiserliği’ne şöyle bir teklifte bulundu:
-Mustafa Kemal’in pençesinden kurtulmak için Batı Anadolu’da sizin kontrolünüzde özerk hükümet kuralım.

***

Evet, şimdi de gelelim işin bam teline.
Bu yazının başlığı niçin Gunaris?
Ve kimdir bu Gunaris?
Gunaris, bu hain Şeyhülislam Mustafa Sabri’nin İzmir’deki Yunan Komiserliği’ne yukarıda belirtilen teklifi yaptığı günlerde Yunanistan Başbakanı idi.

***

Teklif İzmir’den Atina’ya iletildi.
Gunaris teklifi okudu, bir daha okudu, bir daha okudu.
Gözlerine inanamıyordu.
Bu teklif için en sonunda şu hükmü verdi:
-Kendi milletini satan hainlere ihtiyacımız yoktur.

***

Demek ki ve bu da gösteriyor ki hain yalnız kendi halkı açısından değil, savaşılan ülke açısından da haindir.
Hain her zaman haindir.
Her yerde haindir.