Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu sözde Birleşmiş Milletler’in sözde Güvenlik Konseyi tarafından alınan bir karara karşı gereken tepkiyi hiç tereddüt etmeden mutadı veçhile ortaya koydu. Tahsin Bey halkımıza yönelik her haksızlıkta aynı hassasiyeti göstermekte, sessiz kalmamakta, sus-pus olmamakta ve tabiidir ki doğru yapmaktadır.

***

Nedir maruz kaldığımız son haksızlık?
Sözde Birleşmiş Milletler’in sözde Güvenlik Konseyi tarafından alınan ve sözde Barış Gücü’nün görev süresinin yeniden uzatılmasına ilişkin karar.
Siyasette ve diplomaside sözde Birleşmiş Milletler’in sözde Güvenlik Konseyi tarafından iki tarafı ilgilendiren herhangi bir karar alınacağında uyulması gereken bazı kurallar vardır.
Bir ülkede veya iki komşu ülkede iki taraf arasında herhangi bir ihtilaf varsa ve oralara Barış Gücü denen bir kuvvet gönderilecekse ilgili bütün tarafların rızası alınır.
Uygulama budur, kural da budur.
Sözde Güvenlik Konseyi diğer bütün ihtilaflarda böyle davranmaktadır.
Ama sıra Kıbrıs Türk’üne ve Türk alemine gelince bunun tersi yapılmaktadır.
Nitekim son karar alınırken de sadece Rum tarafının rızası alınmış, Türk tarafına haber vermek nezaketini bile göstermemişlerdir.

***

Aynı ahlâksızlık, aynı kuralsızlık ve aynı terbiyesizlik sözde Birleşmiş Milletler’in sözde Genel Sekreteri tarafından Kıbrıs meselesine özel temsilci atanacağında da yapılmaktadır.
Bunu yapan sadece sözde Birleşmiş Milletler’in sözde Güvenlik Konseyi değildir, Avrupa emperyalizmini temsil eden Avrupa Birliği de aynı rezalet içindedir.
Nitekim Kıbrıs ihtilafına ilişkin özel temsilci atanırken, bu temsilcinin kim olacağı konusunda yine ve sadece Rum tarafının görüşü ve rızası alınmış, Türk tarafına da danışmayı akıllarından bile geçirmemişlerdir.
Dolayısıyla Tahsin Bey’in tepkisi yerden göğe haklıdır.

***

Neden sözde Birleşmiş Milletler ve sözde Güvenlik Konseyi dedim?
Çünkü sözde Güvenlik Konseyi’nin aldığı her kararı bizim bazı politikacılar bile sözde Birleşmiş Milletler kararı olarak takdim etmektedirler.
Oysa hiç alakası yoktur.
Çünkü sözde Birleşmiş Milletler denen örgütün yüzlerce üyesi vardır.
Bu kararlar bu yüzlerce üyenin kararları değildir.
Kararlar sadece sözde Güvenlik Konseyi tarafından alınmaktadır.
Sözde Güvenlik Konseyi’nin kararı ise sadece daimi üyelerin takdirine bağlıdır.
Diğer üyeler sözde Güvenlik Konseyi’nde sadece süs olarak bulunmaktadır.
Daimi üyeler ise Amerika, İngiltere, Fransa, Rusya ve Çin’dir.
Yani hem Batı emperyalizmi, hem de Doğu emperyalizmi.
Bunlardan bir teki bile hayır dese sözde Birleşmiş Milletler’in sözde Güvenlik Konseyi hiçbir karar alamaz, çünkü her birinin ayrı ayrı veto hakkı vardır.
Bu nedenledir ki sözde Güvenlik Konseyi’nin aldığı ve sözde Barış Gücü’nün görev süresinin uzatılmasına ilişkin kararın bir BM kararı olduğu yolunda hiç kimse bana masal anlatmaya kalkışmasın.
Adına Birleşmiş Milletler diyorlar.
Ama bu Birleşmiş Milletler denen nesne sıra Türk’e geldiğinde bir Birleşmiş Milletler olmaktan çıkmakta, bir nevi “Birleşmiş İlletler Cemiyeti”ne dönüşmektedir.

***

Cumhurbaşkanı Erhürman eşitlik üstünde ağırlıkla durmakta, bizi görmezden gelen ve bizi yok sayanları bizim görmezden gelmeyeceğimizi sık sık haykırmaktadır.
Ama kendisinin Cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra da yukarıda verdiğim örneklerde görüldüğü gibi gerek sözde Birleşmiş Milletler’in sözde Güvenlik Konseyi tarafından ve ayrıca Avrupa Birliği denen Avrupa emperyalizmi tarafından da görmezden gelinmiş ve yok sayılmış bulunmaktayız. Görmezden gelinenin ve yok sayılanın eşitliğinin ise lâfı bile edilemez.
Kendi söylemlerine yüzde yüz ters düşen söz konusu karar ve uygulamalara ilişkin olarak şu ana kadar Tufan Bey’den herhangi bir tepki gelmemiştir.
O zaman bir şeyi hatırlatmak bizim görevimizdir.
Söz kâğıt üstünde kaldıkça, haksız uygulamaya karşı haklı icraatlar hayata geçirilmedikçe sadece suya tirit niteliğindedir.