Geçen Cumartesi günü (17 Haziran 2023) Gazimağusa Suriçi’nde, MASDER’e (Mağusa Suriçi Derneği) konuk olan Gazimağusa Belediye Başkanı Dr. Süleyman Uluçay’ı dinledim. Onunla uzun bir tanışıklığımız var ama ne belediye başkan adayı olarak, ne de başkan seçildikten sonra yüz yüze görüşme ya da onu dinleme olanağı olmamıştı.
MASDER’in konuğu olarak esas söz hakkı onda iken Süleyman Uluçay,  -böylesi toplantılarda genelde ve özellikle siyasilerin yaptığı gibi- uzun uzun konuşmadan, kısa bir giriş yaptı ve toplantı akışını sorulara verdiği yanıtlarla sağladı. Bu arada, -yine böyle toplantılarda çoğu kez olduğu gibi- soruların sunumlara dönüşmesini, “kum saati” esprisiyle güzel yönetti. Böylece zaman iyi kullanıldı ve yaklaşık 90 dakikada Gazimağusa’nın neredeyse tüm sorunlarının, en azından büyük çoğunluğunun üzerinden geçildi.

***

Yiğidin hakkını vermek gerekir der bir atasözümüz. Ben de bu toplantıda gözlemleyip algıladığım Süleyman Uluçay portresi ile ilgili görüşlerimi paylaşmak isterim:
Her şeyden önce konulara hakim olduğu izlenimini verdi.
Popülist söylem yerine dobracı bir söylem kullandı.  
Partizanlık olarak değerlendirilebilecek hiçbir söylemi olmadı. Hatta onu  bilmeyenler için “partili,” daha doğrusu bir partinin mensubu olduğunu düşündürecek hiçbir davranışı ya da söylemi olmadı.
Sorunlar için ortaya koyduğu görüşler, akılcı/rasyonel, gerçekçi ve bilimsel yaklaşım çizgisindeydi. Önerilere, işbirliğine açık bir kişilik sergiledi.     
Önemli açıklamalarından biri, belediye borçları/bütçe açığı konusunda idi.  Borç yükünün hafifletilmesi ve normale dönülmesi için 2.5 yıllık bir zamanlama öngördüklerini ancak alınan tasarruf önlemleriyle süreyi, günümüz itibarıyla 1.5 yıla indirdiklerini açıkladı. Bu arada her kuruşun hesabını vermeye hazır olduğunu ve bunun sorumluluğunu taşıdığını da vurguladı.
Gazimağusa’nın turizm potansiyelinde “surlarla hendeğin yeri” konusunda bana göre çok yerinde bir saptaması oldu. Kente gelen bolca sayıda turistin, genelde bu iki yerin pek ya da yeterli ayırımında olmadığını söylerken haklı idi diye düşünüyorum. Bu konuda, ne olduğunu açıklamadan yakında hayat bulacak bir proje hazırlandığı bilgisini verdi. Sanırım doğrudan bu iki turizm arzına ulaşma konusunda bir proje söz konusu!

***

Benim de Sayın Uluçay’a üç sorum oldu. Biri kent müzesi konusundaydı. Belediyenin, bu konuda çalışma başlatıp da dernekleşen ekiple iletişim ve işbirliği içinde olduğu bilgisini aldım. Bir sorum, katkım olan Gazimağusa – Struga (Makedonya) kardeş şehir ilişkisi ile ilgili idi. Göreve başladıklarında bu ilişkinin sürmediğini öğrenmek beni üzdü.
Sorularımdan biri (aslında ilki), 20 yıldır konuşulup da hiçbir sonuca ulaşmayan, Varoluş Savaşımımızın Gazimağusa’daki bir tanığı/simgesi Baykal -  Suriçi Tüneli konusunda idi.
Dr. Burhan Nalbantoğlu, bu tüneli 1967’de’nun çok gizli çalışmalarla yaptırmıştı. Projesini Osman Saner’in yaptığı tünel, bu günkü Anıt Çarşısı arkasındaki Nalbantoğlu ailesine ait evin garajı ile Hendeğin Suriçi’ne güvenli biçimde geçilebilecek bir noktası arasındadır.
Çok gizli yapıldığı için tünelin 1974’e kadar nasıl kullanıldığını bilmiyoruz. Ama bu tünel, 20 Temmuz 1974 sürecinde, surlar dışında kalan sivil halk ile mücahitlerin “yağdan kıl çekercesine” bir gecede kuşatma altındaki Suriçi’ne aktarılmalarına olanak vererek yaşamsal değerini ve Nalbantoğlu’nun uzak görüşlülüğünü kanıtladı. O gece en az 1500 kişinin bu tünelden Suriçi’ne girdiği tahmin ediliyor.
Yaklaşık 20 yıldır tartışılan, çok sayıda kurumun zaman zaman sahiplenir gibi olduğu ama ne yazık ki atıl durumda her gün yıpranmakta, kaybolup gitmekte olan tünel bu tüneldir.
Çağımızın insanlık dramlarından birine sahne olan Bosna Hersek’in başkenti Saraybosna, yıllar süren Sırp kuşatması sırasında, dış dünya ile ilişkisini böyle bir yer altı tüneli ile sürdürebilmişti.
Saraybosna ile Birleşmiş Milletler denetimindeki Havaalanı arasındaki tünel, yıllarca kentin tüm gereksinimleri karşılama ve insan taşımasında kullanıldı. Tünele raylı taşıma sistemi bile kurulmuş,  Cumhurbaşkanı Ramiz Aliya da kaç kez bu tüneli kullanmıştı. Tünel’in girişi ile belirli bir bölümü, o korkunç ve insanlık dışı savaşın tanıklığını yapan bir müzedir.
O müzeyi gördüm. Tünel içinde de yürüdüm. Bosna deyince aklıma ilk gelenlerden biri bu tünel - müzedir. Kıbrıs Türkleri olarak yakın tarihimizin tanığı ve Saraybosna Tüneli’nden çok önce yapılmış bir tüneli atıl durumda bırakmak akıl alır gibi değil!
Sayın Uluçay, ilgili kurumlar arasında konunun ele alındığını ve artık bir sonuca ulaşabileceği yönünde sinyaller verdi.
Sürekli ilgilendiğim ve bu sayfada da dile getirdiğim bu konunun ısrarlı izleyicisi olacağım.

***

Sözün kısası, Gazimağusa özellikli olup potansiyeli iyice değerlendirilebilirse, hiç kuşkusuz dünya çapında bir kent niteliği kazanabilir.  
Yazıma konu olan toplantı, benim bakımımdan güzel ve doyurucu oldu. Belki bunu kesin olarak bugünden söylemek erken ama benim izlenimim ve algılamam, Süleyman Uluçay’ın iyi ve başarılı bir belediye başkanı olduğu, iz bırakacağı ve günü geldiğinde, görevi Gazimağusa’ya artı değer kazandırmış olarak devredeceği izlenimi edindim. Dahası bunun böyle olacağına ve Sayın Uluçay’ın başaracağına inanıyorum.
Böyle bir ortam yaratan MASDER’e ve toplantıyı yöneten Sayın Rifat Yalınç’a teşekkürler.
Yolun açık olsun Sayın Süleyman Uluçay!