Kıbrıs sorunu birkaç yüzyıllıktır ama süregitmekte olan fiilî sorun, 1963’ten beri hiç değişmeden öylece duruyor. Sorunun özü, Zürih-Londra düzeni ile ortak 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’ndaki eşitlik haklarımızın gasp edilmek istenmesidir. Makarios, isteğine Anayasa değişikliği ile ulaşmayı denedi. Türk tarafından vize almayınca da 21 Aralık 1963’te Akritas Planı’nı devreye sokarak hedefine zorla varmak istedi. Ve en önemlisi, 2026 itibarıyla, sorunun özünde arpa boyu kadar bile yol alınmadı. Başladığı noktadadır.
Güneyli komşularımızdan, son dönemlerde İsrail’in Güney Kıbrıs’ta giderek daha çok görünür olduğunu öğreniyoruz. Yakınmalar gırla! İsraillilerin gizli üslere, geniş topraklara sahip olduğunu ve Güney’in ekonomisine sahip olma yolunda olduğunu da güney komşularımız söylüyor. Yani karalama, çamur atma ya da algı yönetimi yapmıyoruz.
Zaten esas üzerinde durmak istediğim bu değil! Güney komşumuzun İsrailleşmesinden söz ederken, İsrail gibi, hedeflerine güç kullanarak ulaşabilecekleri megalomanisine kapılmalarından söz ediyorum. Model her yönü ile İsrail! ABD’nin “dayılığında” ve üstelik arkalarında birden çok dayı olunca, Türk Ordusu’nu bu Ada’dan çıkarabileceklerinin düşünebiliyorlar. Hatta, İsrail’in onlar adına bunu yapabileceğini hayal ediyorlar. Üstelik İsrail medyasında, bunun planlaması da açıklandı.
Güneyimiz, İsrailleşme yoluna devam eder mi dersiniz? “Kıbrıs’ın Yunan adası” olduğuna inanan Kilise, (Güney’in) siyaset kurumunda bunu açıkça dillendirenler ve küçük yaştan çocukların beynine bunu sokan eğitim sistemleri var. Bunlara bakarsanız, İsraillileşme yoluna devam etmeleri, suyun yolunu bulması gibi bir şey.
Zaten hep maksimalist olagelmiştir Güney komşumuz ve “midera Elladaları” Yunanistan! Ne yazık ki “Dünya’nın hali” onları cesaretlendiriyor, hatta dolduruşa getiriyor.
Sanki karşısındakilerin eli armut topluyor ve bu gidiş didiş değildir.
Rum lider Vasiliu ile bir diyaloğumuzu çok iyi anımsıyorum. O zaman da Rumlar silahlanıyordu. (Her zaman silahlanma içinde oldular zaten!) Silahlanma nedenlerini, “Türk ordusuna karşı duramayacağımız biliyoruz. Silahlanarak, direnme gücümüzü bir gün ise iki güne, iki günse üç güne, üç günse dört güne ………çıkarmaya çalışıyoruz” şeklinde açıklamıştı. Silahlanmanın karşı silahlanmayı doğurduğunu bilmeyecek bir adam değildi ama yine de bunu yapıyordu. Sanki karşısındakiler uyuyordu.
Şimdiki silahlanmaları, Vasiliu’nun anlattığından çok farklı. Artık dertleri kendilerini savunmalarının çok ötesinde: İsrailleşmiş kabadayılık!
Bir dizide gençlik aşkını anlatan kadın karakterin, aşığı için “her gün adımı sıraya kazıyordu salak” diye bir ifadesini anımsıyorum. Güney’in silahlanma çılgınlığı aynen o “salak aşığa” benziyor.
Gündem
3.Sayfa
Güney
Spor
Dünya
Güney Komşumuz “İsrailleşirken”
İsmail BOZKURT
Yorumlar